Vicdan ve Özgürlük arasındaki kadim bağı anlamak için öncelikle G.I. Gurdjieff’in insanın mekanik bir makine olduğu yönündeki tespitine bakmak gerekir… G.I. Gurdjieff‘in insanın aslında kendi içsel çağrışımlarının ve dışsal tesirlerin oyuncağı olduğu yönündeki sarsıcı tespitinden yola çıkarsak, modern çağın en büyük yanılgısı insanın kendini halihazırda tam anlamıyla hür sanmasıdır.
Maurice Nicoll‘un ezoterik psikoloji yorumlarında altı çizildiği üzere, insanlığın bütün acımasızlıkları, bitmek bilmeyen savaşları ve yeryüzündeki devasa sorunları, aslında şuurlu olmadıkları halde insanların şuurlu olduklarını düşünmelerinden kaynaklanmaktadır.
Üstad Ergün Arıkdal‘ın “Değişime Doğru” eserinde çarpıcı biçimde ifade ettiği gibi, çağımız insanı artık dogmatik inanç kalıplarını ve dar vizyonları aşarak hayatın asıl maksadını bilmek, kendini evrensel hakikatlerin canlı tecrübesiyle yenilemek zorundadır.
İşte bu yazıda, bizi yutan içsel esaretten kurtulup hakiki özgürlüğe nasıl kavuşacağımızı, vicdanın bu uzun yoldaki eşsiz rolünü ve varoluşun gizemlerini barındıran “İlahi Nizam ve Kainat” bilgilerinin aydınlattığı evrensel tekâmül dinamiğini çok geniş bir perspektifle ele alacağız.
Genel Olarak Vicdan Nedir ve Neden Hayatidir?
Silver Birch’in o derin spiritüel celselerinde büyük bir durulukla ifade edildiği gibi, Büyük Ruh’un herbirimize bahşettiği vicdan; bir şey yapmayı düşündüğümüz anda o hareketin evrensel yasalara göre doğru mu yanlış mı olduğunu duraksamadan bize fısıldayan ilahi ve otomatik bir monitördür.
Üstad Ergün Arıkdal’ın “Kendini Bilmek” adlı devasa çalışmasında vurguladığı üzere vicdan, sadece toplumsal kuralların oluşturduğu yapay bir ahlak bütünü değil; eylemlerin anlamı hakkında derinlemesine düşünmeyi, şuurlu eleştiriyi esas alan ve varlığı daima iyiyi, doğruyu bulmaya sevk eden dinamik bir gelişim motorudur.
Vicdanın Uyanışı ve Makul Vicdan Realitesi
Gurdjieff’in o sarsıcı ezoterik öğretisine göre, içimizde doğuştan var olan bu gerçek organ, yani ilahi vicdan, genellikle insanın kendi yalanlarından ördüğü kalın bir kabukla örtülüdür.
Bu sert kabuğu ancak yoğun ıstıraplar veya egoyu temelinden sarsan şoklar kırabilir.
P.D. Ouspensky ve Maurice Nicoll’un sistemleştirdiği üzere, zihnimizde “tamponlar” adı verilen sayısız suni savunma mekanizması, içsel çelişkilerimizi tüm çıplaklığıyla görmemizi engelleyerek, saf ve uyanmış bir vicdanla hareket etmemize sürekli mani olurlar.
Üstad Ergün Arıkdal’ın yazılarında üzerinde özenle durduğu “makul vicdan” kavramı ise, körü körüne bir duygu seli veya salt kuru akıldan ibaret değildir. Bu kavram, rasyonalize edilmiş idrakli akıl ile saf vicdanı sarmal bir şekilde birleştiren o en üstün sentez ve denge noktasıdır.
Üstad Ergün Arıkdal’ın net bir biçimde belirttiği gibi, makul vicdanla eylemde bulunmak, sevap kazanmak veya başkalarının rızasını elde etmek için değil, doğrudan doğruya kendi şuurlu anlayışınızla o an en gerekli olan ne ise onu cesaretle ve feragatle yapmaktır.
İNK’nın o görkemli varoluşsal vizyonunda vicdanın bu üst kademeleri daima feragat ve özveriyle kol kola ilerlerken; alt kademelerde büyük bir hırsla peşinden koşulan kişisel, maddi çıkarlar, üst kademelerde yerini vazife sevgisine dayanan o yüce karşılıksızlık realitesine terk eder.
Maurice Nicoll’un öğretisinde derinlemesine tartışıldığı gibi, sıradan mekanik insanın dışsal etkilere göre şekillenen ve birbiriyle savaşan sayısız gelgeç arzusundan oluşan sahte bir iradesi vardır.
Gerçek ve mutlak özgürlük ise ancak şuurlu, bölünmez ve daimi bir “Gerçek Ben” (Efendi) tarafından yönetilen hakiki bir iradeye sahip olmakla mümkündür. (Ayrıca okuyun: Ruhsal Özgürlük)
Maurice Nicoll’un öğretisinde derinlemesine tartışıldığı gibi, sıradan mekanik insanın dışsal etkilere göre şekillenen ve birbiriyle savaşan sayısız gelgeç arzusundan oluşan sahte bir iradesi vardır; gerçek ve mutlak özgürlük ise ancak şuurlu, bölünmez ve daimi bir “Gerçek Ben” (Efendi) tarafından yönetilen hakiki bir iradeye sahip olmakla mümkündür. Gurdjieff’in acımasız ama bir o kadar da ufuk açıcı yaklaşımıyla, bizler şu anki uyurgezer halimizle yapmaya karar verdiğimiz en basit şeyi bile tam manasıyla yapamayan, dış koşulların, tesirlerin ve çağrışımların kölesi olmuş makineleriz. Nicoll’un eserinde özellikle vurgulandığı üzere, hakiki içsel özgürlük, anlık dürtülere veya kaprislere boyun eğmek (dilediğini yapmak) değil; kendini acımasız bir samimiyetle gözlemleyerek içsel yalanlardan, sahte kişiliğin illüzyonlarından ve etrafa karşı gizliden gizliye güttüğümüz o zehirli “içsel hesaplardan” sıyrılabilmektir.
Üstad Ergün Arıkdal tarafından hazırlanan Varlıksal İlkeler adlı bilgilerin bizlere hatırlattığı kozmik gerçeğe göre ise asıl hürriyet, zıddı tutsaklık olan dünyevi kısıtlamaların çok ötesinde, her varlığın yaratılışından getirdiği, sonsuz, mutlak ve devredilemez bir “Seçme Özgürlüğü”dür. (Also read: Kozmik Mimari)
Dr. Michael Newton’un on binlerce ruhsal gerileme (regresyon) celsesinden elde ettiği sarsıcı bulgularda ifade edildiği gibi, şayet ruhun ölümsüzlüğüne ve hayatta bir yaşam planına inanıyorsak, sahip olduğumuz bu muazzam özgür irade mantıken ahlaksal bir sorumluluğu da beraberinde getirmek zorundadır.
Dolayısıyla şu anki hayatımız ve kaderimiz aslında önceki özgür seçimlerimizin toplamından ibarettir.
Vicdan ve Özgürlük İlişkisi: İlahi Uyumun Evrensel Dansı
Edgar Cayce’in derin trans halindeki evrensel okumaları da bu kozmik adaleti güçlü bir şekilde destekler; evrende kusursuz işleyen Karma, yani Sebep-Sonuç yasası, insanın evrensel borçlarını ödeyerek, kendi hür fiillerinin sonucunu bizzat yaşayarak hakiki bilgeliğe ulaşmasını sağlayan şaşmaz bir ilahi eğitim okuludur.
Neo-Spiritizmin kurucusu Bedri Ruhselman’ın “Mukadderat ve İcabat” isimli o emsalsiz çalışmasında bu durum özetlenirken, varlıkların tamamen kendi hür iradeleriyle seçtikleri nedenlerin, ilahi irade kanunları dâhilinde doğurduğu sonuçları (icapları) bizzat yaşayıp deneyimlemelerinin bizim kaçınılmaz mukadderatımızı oluşturduğu açıkça belirtilir. Ruhselman’ın önemle altını çizdiği gibi, insanların mukadderini dışsal ve keyfi bir otorite değil bizzat kendi hür fiil ve hareketleri tayin ettiğine göre çok büyük bir kozmik mesuliyet doğar ve bu mesuliyetin yegâne yargıcı, terazisi ve tartıcısı insanın uyanmış vicdanıdır.
Varlıksal İlkeler felsefesinde kapsamlıca açıklandığı üzere, seçme özgürlüğüne sahip olan varlık, kendi tekâmül yönünü belirlemekte tamamen serbesttir ancak sebep-sonuç yasasının şaşmaz işleyişi gereği tüm eylemlerinin sonuçlarıyla, yani bizzat kendi eseriyle er ya da geç mutlaka yüzleşecektir.
İNK felsefesi, vicdan ve özgürlüğün bu muazzam raksını şu kozmik tabloyla sentezler: Özgür insan, sınırsız iradesini nefsaniyete (karanlığa, bencilliğe, kine) yönelttiğinde evrensel sistemden acı tepkiler alır.
Bu tepkiler onda sarsıcı bir kıyas bilgisi yaratır ve edindiği bu tecrübeyle alt unsurlardaki vicdanını besleyip yukarıya, yani vazifeye (aydınlığa, diğerkâmlığa, bütüne hizmete) yöneldikçe kendi tekâmülünü hızlandırır.
İnsanlığa Genel Bir Mesaj: Birleşik İnsanlık ve Evrensel Sevgi
Üstad Ergün Arıkdal’ın işaret ettiği “Birleşik İnsanlık Realitesi” ve Varlıksal Eşitlik ilkesi ışığında, insanlığın artık ayrılıkları bırakıp tek bir yürek olması gereken yeni bir çağın eşiğindeyiz. Silver Birch öğretilerinde yankılanan o evrensel sesin bizlere hatırlattığı gibi; “Zulüm zulmü doğurur, harp harbi doğurur, sevgi ve şefkat da şefkati. Ne neşrederseniz onu alırsınız.” Edgar Cayce’in evrensel okumalarının ve ruhsal öğretilerin ortak müjdesi, insanların dünyasal ve bencil hırsları bir kenara bırakarak, eşitlik, kardeşlik ve anlayış temelleri üzerine kurulmuş tek bir amaç etrafında birleşmeye mecbur olduklarıdır.
Carl Gustav Jung’un derin tahlilleriyle uyardığı üzere, modern insan dogmaların, “-izm”lerin ve mekanik yığınların ardına sığınmaktan vazgeçip yeniden sevmeyi ve insan onurunun sorumluluğunu bizzat üstlenmeyi öğrenmek zorundadır. İlahi Nizam’ın şaşmaz yasalarına göre, yaşadığımız bu devasa krizler, kaos ve ıstıraplar, aslında insanlığı o sonsuz, aydınlık ve parlak sevgi ülkelerine hazırlayan doğum sancılarıdır.
Kendi ellerimizle ördüğümüz korku, cehalet, kibir ve bencillik duvarlarını artık el birliğiyle yıkmalıyız. Bizler bu dünyada karanlıkta, kör bir mekaniklik içinde birbirimizi tüketmek için değil; aksine, şuurlu bir evrensel kardeşlikle varoluşun ‘ışığını’ büyütmek için bulunuyoruz. Gelin, hep birlikte içimizdeki o ilahi monitörün, yani sönmez vicdanımızın sesine kulak verelim; çünkü yarınlarımızı aydınlatacak olan yegâne güç, bütün farklılıklarımızı kucaklayan o engin, koşulsuz sevgi ve birbirimizden sorumlu olduğumuzu idrak eden ‘makul vicdan’dır. Hakiki özgürlüğümüz, dışarıdan bir kurtarıcı beklemeyi bırakıp, bir diğerini kendimiz gibi sevdiğimiz ve kâinatın o muazzam ahengine şuurlu bir şekilde omuz omuza katıldığımız o kutsal anda başlayacaktır.
Yararlanılan Kaynaklar
- Bedri Ruhselman, Mukadderat ve İcabat
- Bedri Ruhselman (Derleyen), İlahi Nizam ve Kainat
- Carl Gustav Jung, Keşfedilmemiş Benlik
- Edgar Cayce, İnsanın Kaderi
- Ergün Arıkdal, Değişime Doğru, Kendini Bilmek, Tekâmül
- Ergün Arıkdal,, Varlıksal İlkeler
- G.I. Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar
- Michael Newton, Ruhların Kaderi
- P.D. Ouspensky, İnsanın Gerçeği: Kendini Bilmek
- Silver Birch Öğretileri (Öte Alemden Gelen Hikmet)
Bu Yaziyi Okurken Dinleyin
Astral Voyage — Out of Body Sound Journey
Icsel esaretten kozmik ozgurluge — astral yolculuk — fiziksel sinirlardan kozmik ozgurluge gecis muzigi.
Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & bilinc muzikleri