Beden Elbisesi ve Unutulan Hakikat
İnsan, evrenin en büyük muammasıdır. Kendi asıl gerçeğine en uzak olan fakat o gerçeği bulma potansiyelini en derinlerinde taşıyan yegâne varlıktır. Ruhsal araştırmaların Türkiye’deki öncü isimlerinden Üstad Dr. Bedri Ruhselman‘ın, metapsişik alanın başyapıtlarından olan Ruh ve Kâinat adlı eserinde detaylıca vurguladığı üzere; aynaya baktığımızda gördüğümüz, o çok değer verdiğimiz fiziksel bedenimiz, aslında sonsuz bir yolculuğun sadece geçici bir durağıdır.
Hakikatte bizler, ruh sahibi bir beden değil, beden sahibi bir ruhuz. Asıl ve kalıcı olan gerçek varlık ruhtur. Dünya hayatı ve onun içinde büründüğümüz tüm formlar ise sadece ruhsal olgunlaşmamıza hizmet eden araçlardan ibarettir. Fiziksel bedeni yalnızca ruhun giydiği bir elbise olarak görmek, varoluşun muazzam gerçeğine atılan ilk temel adımdır. Bu bağlamda, insan varoluşunun ruhsal derinlikleri işlenmelidir.
Derin Uyku Hâli ve Çoklu “Ben”ler Kaosu
Bu derin yanılgının temelinde yatan en sarsıcı gerçek, modern insanın içinde bulunduğu psikolojik durumdur. G.I. Gurdjieff ve P.D. Ouspensky‘nin öğretilerini eşsiz bir dille derleyen Maurice Nicoll‘ün Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar serisinde sıklıkla uyardığı gibi; çoğumuz kelimenin tam anlamıyla derin bir “uyku” hâlinde yaşamaktayız. İnsanlık, günlük hayatın telaşı içinde, yaptıklarını kendi bağımsız iradesiyle yaptığını zanneder. Oysa gerçekte, dış tesirlerin rüzgârında savrulan bir makine gibidir. Ouspensky’nin İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi ve Kendini Bilmek eserlerinde de altı çizilen bu uyku halinin en büyük sebebi, içimizde taşıdığımız sahte “çoklu benlikler” illüzyonudur.
Kendi içimizde tek, sarsılmaz ve tutarlı bir “Ben” yoktur; bilakis, her an değişen, birbiriyle çelişen ve kontrolü ele geçiren binlerce farklı “ben”in oluşturduğu bir kaos hüküm sürer. Zamanla, dışarıdan aldığımız eğitim, taklitler ve çevre etkisiyle sonradan oluşan yapay “kişiliğimiz” (personality) öylesine güçlenir ki, bizimle birlikte doğan saf “öz”ümüz (essence) o kalın örtünün altında hapsolur.
Uyanışın Anahtarı: Kendini Gözlemlemek
Bu mekaniklikten ve zihinsel kaostan çıkışın tek yolu, kadim bilgelik öğretilerinin de temeli olan “kendini bilmek” eylemidir. Üstad Ergün Arıkdal, Kendini Bilmek adlı o derinlikli çalışmasında, insanın kendi gerçeğini tanımasının ancak acımasız ve objektif bir “kendini gözlemleme” pratiğiyle mümkün olabileceğini ifade eder. Bu içsel çalışma oldukça zahmetli, niyet ve üstün bir çaba gerektiren bir süreçtir.
İnsan kendini eleştirmeden, sadece tarafsız bir tanık gibi izlemeye başladığında, içindeki sahtelikleri, zaafları, yalanları ve kabul etmek istemediği o “karanlık yanını” fark etmeye başlar. Kendi hiçliğini ve çaresizliğini hissetmek, sahte gururumuz için büyük bir acı kaynağı olsa da, içsel hapishaneden kurtulabilmek için bu sahte benliğine “ölmeye” cesaret etmesi gerekir.
Pozitif aksiyonlarımız bizim ruhsal derinler kazanmamıza en büyük katkı sağlayan enerjilerdir.
Bir Tekâmül Laboratuvarı Olarak Dünya
Kuşkusuz, dünya hayatı tesadüflerle dolu başıboş bir yer değildir. Üstad Ergün Arıkdal’ın Tekâmül isimli eserinde ve Sadıklar Planı Tebliğlerinde son derece kapsamlı bir şekilde aktarıldığı üzere, dünya, ruhların deneyim kazanarak şuurlanması için özenle tasarlanmış bir deney okuludur. Tekâmül dediğimiz bu kozmik yasa, varlığın madde evrenleri içinde deneye yanıla şuurlanması, ruhsal derinlikler kazanması ve Yaratıcı’sının sonsuz kudretini idrak etmesidir.
Ancak takdir edilmelidir ki, kısacık tek bir dünya hayatı, ruhun bütün tekâmül ihtiyaçlarına ve o sonsuz merhalelere cevap veremez. İşte bu yüzden “reenkarnasyon” (tekrar doğuş), ruhun farklı bedenlerde, farklı cinsiyetlerde ve farklı sınavlardan geçerek liyakat kazanmasını sağlayan evrensel bir zorunluluktur.
Kendi “ruhsal derinlikler”inin çağrısına kulak verenler, gerçek huzuru (tatmini) bulacaklardır.
Fakat bu uyanış ve evrim okulunun dersleri çoğu zaman serttir. Bedri Ruhselman’ın klasikleşmiş eseri Mukadderat ve İcabat‘ta derinlemesine incelediği gibi, kâinatta hiçbir olay sebepsiz değildir; her şey “illiyet” (sebep-sonuç / karma) prensibine sımsıkı bağlıdır. İnsanın çektiği sıkıntılar ve yaşadığı ıstıraplar, onun kör tesadüflerin kurbanı olmasından değil, bilakis kendi eksikliklerini görüp tekâmül edebilmesi için ilahi yasanın sunduğu zorunlu uyarıcılardır.
Istırap, insanın dış dünyadan kendi içine dönmesini sağlayan, varlığı uykudan uyandıran ve ruhsal liyakati artıran güçlü bir öğretmendir. “Mukadderat” dediğimiz kader, bizi çaresiz bırakan bir alın yazısı değil; aksine, kendi özgür irademizle geçmişte ektiğimiz tohumların, bugün biçmek zorunda olduğumuz ruhsal icaplarıdır. (Ayrıca okuyun: Ruhsal Özgürlük)
Ruhsal gelişim için Ruhsal Derinlikleri keşfetmenin önemini idrak etmeliyiz.
Ruhsal Derinlikler, yaşam yolculuğumuzu anlamak için temeldir.
İlahi Pusulamız: Vicdan ve Vazife
Ruhsal Derinlikler, evrenle (kâinatla) daha derin bir bağ kurmamız için bize rehberlik eder.
Bu zorlu tekâmül yolculuğunda insana yol gösteren en muazzam manevi pusula ise şüphesiz “vicdan”dır. Vicdan; sadece ahlaki bir norm değil, ruhun gelişimini sağlayan mekanik bir güçtür. Vicdan mekanizması, daima iki zıt kutup arasında çalışır: Bir yanda sadece kendini düşünen, maddi tatminler peşinde koşan “nefsaniyet” (bencillik), diğer yanda ise başkalarını gözeten, fedakârlık ve yüksek idealleri temsil eden “vazife” duygusu. Ruhsal olgunlaşma, insanın kendi nefsani çıkarlarından feragat ederek diğerkâmlıkla hareket etmesi ve vicdan terazisinde “vazife” unsurunu seçerek daha yüksek bir şuur seviyesine sıçramasıdır ve böylece ruhsal derinlikler kazanmasıdır.. Ancak insan, hodkâmlığını (bencilliğini) yenebildiği ölçüde evrensel sevginin o muazzam frekansına uyumlanabilir.
Özdeşleşme Zindanından “Kendini Hatırlama”ya
Ne var ki, insan bu yüce vazife şuuruna ulaşmadan evvel, kendi zihninin ürettiği zehirli duygulardan arınmalıdır. Maurice Nicoll, insanın enerjisini en çok sömüren şeyin, günlük olaylarla ve negatif duygularla “özdeşleşmesi” (eşkoşması) olduğunu belirtir. İçimizde beliren bir kıskançlığa, öfkeye veya endişeye “Ben” dediğimiz anda, onun kölesi oluruz ve yüksek ruhsal merkezlerimizle olan bağımız kopar. Bunun panzehri, olayların içinde kaybolmak yerine, kendimizi ve tepkilerimizi dışarıdan sakin bir tanık gibi izleyebildiğimiz o kutsal “Kendini Hatırlama” (Self-Remembering) anlarını yaşamaktır. Ancak negatif duygularıyla eşkoşmayan bir varlık, mekanikliğinden sıyrılıp “Gerçek Ben”ine doğru adım atabilir.
Ölüm Ötesi (Spatyom) ve Varlıkta Birlik (Ünite)
Dünya hayatındaki bu sancılı tekâmül serüveni, fiziksel bedenin ölümüyle sona ermez. Aksine, daha geniş bir vizyonla başka bir boyutta, ruhçuların “Spatyom” (öte âlem) dedikleri psişik vasatta devam eder. Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın Ruhlar Arasında ve Spatyom konulu tebliğ derlemelerinde açıkça görüldüğü üzere, ölüm sadece yıpranmış bir kılıfın atılmasıdır; ruh tüm anıları, sevinçleri ve şuuruyla uyanıktır.
Albert Pauchard‘ın Ruhsal Âlemin Sonsuz İmkânları kitabında bizzat kendi geçişinden sonra aktardığı vizyonlar, ölüm ötesinin dünyadaki düşünce ve hislerimizin anında somutlaştığı sübjektif ama son derece gerçekçi bir âlem olduğunu kanıtlar.
Dünyadayken kin, nefret ve maddeye aşırı bağımlılık içinde olanlar, kendi yarattıkları karanlık teşevvüş (şaşkınlık) bölgelerinde, yani alt Araf kademelerinde kendi psikolojik cehennemlerini yaşarlar. Buna karşılık, kalbini sevgiyle ve başkalarına hizmet etme coşkusuyla dolduranlar, o eşsiz güzellikteki ışıltılı âlemlere, gerçek yurtlarına kavuşurlar.
Bu çok boyutlu ruhsal gerçeklik, tasavvuf ve irfan ehli tarafından da asırlar önce keşfedilmiştir. Nitekim büyük sûfi Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî‘nin el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd adlı muazzam şerhinde derinlemesine işlenen “Vahdet-i Vücûd” (Varlığın Birliği) anlayışı, ruhsal birliğin zirve noktasıdır. Bu anlayışa göre, kâinatta var olan yegâne hakiki vücut (varlık) Hakk’ındır (Allah’tır); geri kalan tüm evrenler, eflak ve eşya, O’nun isim ve sıfatlarının, kudret nurlarının tecellilerinden ibarettir. Nûru’l-Arabî, varlığın mertebelerini (Merâtibü’l-Vücûd) anlatırken, ayrı gayrı hissinin, kibrin ve egonun büyük bir perde olduğunu; asıl kemalâtın, insanın kendi yokluğunu bilip her zerrede Hakk’ın vechini temâşa etmesiyle başlayacağını söyler. Ruhçu realitenin de işaret ettiği bu Birlik (Ünite) bilgisi, dünyadaki ayrılık vehmini yıkmanın yegâne yoludur.
Peki insan, dünyada yaşarken bu birliğe ve ruhsal şuurlanmaya nasıl katkı sağlar?
Üstad Ergün Arıkdal’ın Pozitif Yaşam kitabında ve Ruhsallık Üzerine Denemeler inde ısrarla üzerinde durduğu konu tam da budur: İmajinasyonumuzu (hayal gücümüzü), düşüncelerimizi ve eylemlerimizi “pozitif” yönde eğitmeliyiz. Düşünce dediğimiz şey basit bir zihinsel faaliyet değil, çok güçlü bir enerjidir. Ürettiğimiz negatif ve bencil düşünceler nasıl astral dünyayı kirletiyorsa; karşılıksız sevgi, anlayış, fedakârlık ve yardımlaşma eylemleri de hem kendi tekâmülümüzü hızlandırır hem de bütün bir kâinatın ahengine hizmet eder. Başkasına yardım etmek, varlıkta Birlik ilkesi gereği aslında bütüne, dolayısıyla Yaratıcı’ya hizmet etmektir.
Sonsuzluğa Çağrı: Sahte Maskeleri Çıkarmak
Tüm bu kozmik yasalar, ölümünden 54 yıl sonra emanetçileri tarafından yayımlanan Bedri Ruhselman’ın derlenmesinde büyük katkıları olan, dünya insanlığına hediye edilen eşsiz bilgi kaynağı İlâhî Nizam ve Kâinat‘ta olağanüstü bir sentezde buluşur. Bu eserin bizlere sunduğu yüce bilgi ışığında anlarız ki; kâinatta hiçbir varlık, hiçbir süreç başıboş değildir. Evren, Yüce Yaratıcı’nın koyduğu mükemmel prensipler doğrultusunda ve Ruhsal İdare Mekanizması’nın (RİM) sevgi dolu ama tavizsiz denetimi altında, “mutlak” olana doğru durmaksızın tekâmül eden muazzam bir sistemdir.
Sonuç olarak, insan varoluşunun ruhsal derinliklerine inmek; korkutucu olduğu kadar insanı hakiki hürriyetine kavuşturan kutsal bir eylemdir. Bu yolda yürümek, her gün yüzümüze taktığımız o sahte kişilik maskelerini yavaş yavaş çıkarmak, mekanik alışkanlıklarımızın prangalarından kurtulmak ve yaratılış gayemize karşı dürüst olmak demektir. Beden toprağa karışıp gidecek bir gölgeden ibarettir; asıl ve ebedi olan, o bedeni canlandıran, sonsuzluk okyanusunda sevgi ve bilgiyle seyreden ölümsüz Ruh’tur. Hayat; sadece nefes almak, biriktirmek ve uyumak için değil, sevginin anlamını açığa çıkarmak, vicdanı yüceltmek ve içimizdeki o ilahi nakışı ilmek ilmek işlemek için bizlere sunulmuş muazzam bir fırsattır.
Uyanış sadası çalındığında, o ebedi olanın çağrısına kalbini açıp hakikate kulak verenlere ne mutlu!
KAYNAKÇA
Metin içerisinde anlatımı zenginleştirmek ve kavramların teorik altyapısını oluşturmak amacıyla faydalanılan temel eserler:
- Arıkdal, Üstad Ergün. Kendini Bilmek. İstanbul: Enstitü Yayınları.
- Arıkdal, Üstad Ergün. Pozitif Yaşam. İstanbul: Enstitü Yayınları.
- Arıkdal, Üstad Ergün. Ruhsallık Üzerine Denemeler. İstanbul: Enstitü Yayınları.
- Arıkdal, Üstad Ergün. Tekâmül. İstanbul: Enstitü Yayınları.
- Cürcânî, Seyyid Şerîf / Nûru’l-Arabî, Seyyid Muhammed. el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd (Vahdet-i Vücûd Şerhi). (Akademik Çeviri Metinleri).
- Enstitü Yayınları (Derleme). Sadıklar Planı Tebliğleri. İstanbul: Enstitü Yayınları.
- Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar (Cilt 1-5). İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
- Ouspensky, P. D. İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi / Kendini Bilmek. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
- Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. İlâhî Nizam ve Kâinat. İstanbul: MTİAD1950 Yayınevi.
- Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. Mukadderat ve İcabat. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
- Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. Ruh ve Kâinat. İstanbul: Gayret Kitabevi / Ruh ve Madde Yayınları.
- Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. Ruhlar Arasında / Spatyom (Öte Alem Mekânı). İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
Bu Yaziyi Okurken Dinleyin
Frequency Odyssey — Complete Brainwave Journey
Uykudan uyanis — beta’dan gamma’ya tam yolculuk — uykudan uyanisa tum bilinc katmanlarini kapsayan yolculuk.
Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & bilinc muzikleri