Beklenmedik Müjdeler mi, Yoksa Şuurlu Bir Gayret mi?

Sosyal medya akışlarında karşımıza çıkan, binlerce beğeni alan cümle, bir yakarış/dua: “Ya Rabbi, bana yaşam sevincini geri kazandıracak beklenmedik müjdeler ver.”

İlk okuyuşta ne kadar masum geliyor kulağa, ne kadar insani değil mi? İçeride bir yerlerde kaybolmuş bir neşe var ve biz onu dışarıdan gelecek sürpriz bir “müjdeyle” tamir etmesi için Yaratıcı’ya sesleniyoruz. Çoğu zaman büyük isimlere atfedilen ama aslında kaynağı meçhul olan bu dilek, bana kalırsa modern insanın o büyük ruhsal çıkmazını çok güzel özetliyor. Gelin bu duaya başa bir açıdan bakmaya çalışalım.

Şimdi, spiritüel öğretilerin merceğinden baktığımızda bu dua bizi aslında bıçak sırtı bir yere götürüyor: Bu gerçekten bir “Yaratıcı İmgeleme” mi, yoksa ruhu derin bir uykuya yatıran “Mekanik bir bekleyiş” tuzağı mı? Gelin, bu duayı Neo-Spiritüalizm’den Dördüncü Yol’a, kadim bilgeliğin ışığında biraz irdelemeye çalışalım.

Bedelini Ödemediğin Şeyi İstemek Mümkün mü?

Duanın altında, sanki hiçbir çaba sarf etmeden dışarıdan bir lütuf yağacakmış gibi bir beklenti gizli. Oysa Neo-Spiritüalizm’in kurucusu Dr. Bedri Ruhselman, Mukadderat ve İcabat adlı eserinde evrensel yasaları öyle net koyar ki ortaya: “Elden verilen hiçbir kıymet yoktur.” der.

Tekâmül dediğimiz şey, aslında bir emek karşılığı kazanılan o liyakat değil mi? Dr. Bedri Ruhselman aynı kitabında, İlahi İhsan’ın eski padişahların keyfine göre dağıttığı hediyelere benzemediğini; aksine ilahi irade yasalarına gayretle uyulmasının bir neticesi olduğunu anlatır. Yani sadece “isteyerek” yaşam sevinci gibi devasa bir enerjiyi talep etmek, evrenin o sarsılmaz sebep-sonuç yasasına pek uymuyor gibi. Bir şeyi gerçekten istiyorsak, bedelini “cehit ve gayretle” yani bizzat terleyerek ödemek zorundayız.

Mekanik Dualar ve O Meşhur “Uyku” Hali

Gurdjieff ve Ouspensky’nin o meşhur öğretisi hatırlatır bize: İnsanın en büyük trajedisi, uyanık olduğunu sanırken aslında derin bir uykuda olmasıdır. İşte bu dua, bazen “mekanik insan”ın tipik bir yansıması oluveriyor. Kişi, kendi içsel dengesini kurmak için elini taşın altına koymak yerine, dışarıdan gelecek bir haberle sihirli bir şekilde mutlu olmayı bekliyor.

P. D. Ouspensky, İnsanın Gerçeği kitabında çok çarpıcı bir şey söyler: “Tanrım bana merhamet et” gibi dualar bile, kişi içindeki hangi “ben”in konuştuğunu bilmeden papağan gibi tekrarlanırsa hiçbir sonuç vermez. Şuurun ve gerçek bir duygunun eşlik etmediği, sadece dış koşullar değişsin diye yapılan her yakarış, bizi pasif bir “beklenti uykusuna” hapseder maalesef.

İmajinasyon: Bir Yaratım mı Yoksa Kaçış mı?

Burada sahiden çok ince bir çizgi var. Shakti Gawain, Yaratıcı İmgeleme tekniklerinde, arzulanan o halin zihinde canlandırılarak hayata çekilebileceğini anlatır. Düşüncenin devingen bir enerji olduğunu söyler ki bu açıdan bakarsak dua bir tür “onaylama” gibi görülebilir, evet.

Ama Neo-Spiritüalist öğrelti bizi “kontrolsüz hayaller” konusunda sertçe uyarır. Dr Bedri Ruhselman, Ruh ve Kâinat eserinde, “İmajinasyon irade ile başlar, irade ile biter” diyerek o sınırı çizer. Eğer bu duayı ederken iradenizle kendi frekansınızı yukarı çekiyorsanız bu bir yaratımdır. Ama “bir kurtarıcı gelsin de beni kurtarsın” diye hülyalara dalıyorsanız, bu ruhu bulandıran bir şaşkınlık, yani bir “teşevvüş” halinden başka bir şey değildir. (Ayrıca okuyun: Sabır Ve Tedriç)

“Beklenmedik” Olanın Arkasındaki Yanılgı

Beklenmedik Müjdeler ve Beklentiler

Duadaki o “beklenmedik” vurgusu, sanki evrende tesadüfler varmış gibi bir his yaratıyor. Oysa Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet serisinde bu yanılgıyı çok net düzeltir: “Kaza, tesadüf, şans, mucize yoktur. İlahi Mimar her şeyi planlamıştır.”

Yaşam sevincimizin kaybolması ya da önümüze çıkan zorluklar kozmik bir hata değil, ruhun tekâmül ihtiyacı için bizzat tasarlanmış birer derstir. Silver Birch’ün dediği gibi; kaderi tanımadıkça saadetin tadını da bulamayız. Dersini almadan “müjdeyle” o halden kurtulmayı istemek, ödevini yapmadan diploma bekleyen o çocuğun masum ama boş beklentisine benzer. Çünkü huzur dışarıdan bir kargoyla gelmez, içeriden doğar. (Ayrıca okuyun: Tekâmül Yolculuğu)

Sonuç: Hakiki Dua “İstemek” Değil, “Olmak”tır

Bu dua, her ne kadar masum görünse de eğer pasif bir bekleyişin kucağına itiyorsa bizi, ruhu atalete sürükleyen bir konfor alanı yaratır. Hakikat, kapıya bırakılan “beklenmedik bir kargo” değildir; o, içeriden dışarıya doğru her gün bir tuğla koyarak inşa ettiğimiz bir kaledir. Belki de duayı biraz değiştirip şöyle demek spiritüel yasalara daha yakındır:

“Ya Rabbi, yaşam sevincimi perdeleyen o içsel engellerimi görmem için bana şuur, yaşadığım bu zorluğun hikmetini çözmem için idrak ve kendi gerçeğimi inşa edebilmem için irademe güç ver.”

Çünkü asıl mucize dışarıdan gelecek o haberde değil; bizzat gösterdiğimiz bu şuurlu gayret ile birlikte o haberi hiç beklemeden kendi içindeki ışığı yakabilen o iradededir.

Faydanılan Kaynaklar

  1. Gawain, Shakti, Yaratıcı İmgeleme, Çev: Semra Ayanbaşı, Akaşa Yayınları, (PDF dosyasında “Birinci Bölüm: Yaratıcı İmgelemenin Temel Unsurları” kısmı).
  2. Ouspensky, P. D., İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”, Ruh ve Madde Yayınları.
  3. Ruhselman, Bedri, Mukadderat ve İcabat (Özet), Ruh ve Madde Yayınları.
  4. Ruhselman, Bedri, Ruh ve Kâinat (Özet), Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği Yayınları.
  5. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet II, Çev: Jale Gizer Gürsoy, Sıralar Matbaası.

Bu Yaziyi Okurken Dinleyin

Gamma Consciousness — 40 Hz Peak Awareness

Suurlu gayret ve berraklik — gamma peak awareness — zihinsel berraklik ve odaklanma icin gamma dalgalari.

Sonat Mundi’de Dinle →

Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & bilinc muzikleri