Özgürlük ve Sorumluluk Dengesi

Ruhun iki kanadı: nefsin sahte özgürlüğü ile sahte sorumluluğu arasında gerçek vicdanın uyanışı

Özgürlük ve sorumluluk dengesi: ince ışıklı bir ip üzerinde dengede duran insan, iki kanat, göğüste uyanan vicdan ışığı, güvercinler ve aurora, tekâmülün iki kanadı

Kıymetli psikoloğumuz merhum Doğan Cüceloğlu, sosyal medya hesabında paylaştığı derinlikli bir yazıda, insan doğasının en büyük çıkmazlarından birine muazzam bir ayna tutar. İnsan ruhunun en kadim sınavı olan özgürlük ve sorumluluk dengesi, işte tam da bu çıkmazın kalbinde durur.

Yazımıza ve ruhsal tahlillerimize başlamadan önce, Doğan Cüceloğlu’nun bu olağanüstü tespitini özetlemek, konunun bağlamını kurmamız açısından hayati bir önem taşır. Cüceloğlu, insan yaşamında “sorumluluk” ve “özgürlük” kavramlarının sarsılmaz bir bağla birbirine tutunduğunu belirtir ve bu denge kaybolduğunda ortaya çıkan iki hastalıklı insan tipini şöyle tasvir eder:

Sorumluluk duygusu gelişmemiş “sözde” özgür insan: Kendi istediğini dayatan, kimseye hesap vermeden yaşamayı özgürlük sanan, trafikte, evlilikte veya toplumda sadece kendi menfaatini gözeten, başkalarının hakkını hiçe sayan bencil ve zorba bir karakterdir.

Özgürlük duygusu gelişmemiş “sözde” sorumlu insan: Dünyaya sanki herkesi memnun etmek için geldiğini zanneden, kendi mutluluğunu talep etme cesaretine sahip olmayan, “ezik bir hizmetçi” psikolojisiyle eşine, ailesine ve çevresine yaranmaya çalışan, onuru kırılsa bile sınır çizemeyen kurban karakterdir.

Doğan Cüceloğlu’nun psikolojik ve sosyolojik düzlemde muazzam bir isabetle anlattığı bu denge kaybı, aslında ezoterik (içrek) ve neo-spiritüel öğretilerin binlerce yıldır uyanış yolundaki insana aktarmaya çalıştığı evrensel hakikatlerin, günlük hayata yansımış en net özetidir. İnsanoğlunun yeryüzü okulundaki en çetin sınavı, kendi içindeki zıtlıkları dengeleyerek orta yolu, yani hakikati bulabilmesidir. Denge bozulduğunda ise karşımıza her zaman sahte özgürlükler ve sahte sorumluluklar çıkar.

Şimdi gelin, bu iki ayrı uçtaki insan modelini, varlıksal ilkelerimiz ve kozmik yasalarımız çerçevesinde derinlemesine analiz edelim.

Sorumsuz Özgürlük: Nefsaniyetin Esareti ve “Makine İnsan”

Doğan Cüceloğlu’nun tasvir ettiği ilk insan tipi; kimseye hesap vermeden kendi istediğini yapmak isteyen, kuralları hiçe sayan ve bunu “özgürlük” zanneden zorba insandır. Bu kişi dışarıdan bakıldığında hiçbir kural ve sınır tanımaz; dilediğini yaptığı için de kendini son derece hür zanneder. Oysa ruhsal perspektiften bakıldığında bu insan, evrendeki en tutsak, en köleleşmiş varlıklardan biridir.

Büyük düşünür P. D. Ouspensky’nin İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi adlı sarsıcı eserinde altını önemle çizdiği üzere, uyku halindeki sıradan insan aslında kendiliğinden hareket edemeyen, tamamen dış tesirler veya etkilerle harekete geçen karmaşık bir makineden ibarettir. Bu zorba kişi, eylemlerini kendi özgür iradesiyle seçtiğini zannederken, gerçekte geçmiş tecrübelerinin, dışarıdan gelen uyaranların ve anlık duygularının görünmez ipleriyle oynatılan bir kukla gibidir. Trafikte birisi ona ters baktığında öfkeyle küfretmesi veya eşini bencilce aldatması, onun özgür bir seçimi değil; içindeki ilkel dürtü butonlarına basıldığında ortaya çıkan tamamen otomatik ve mekanik bir reflekstir.

Gerçek anlamda hürriyet, kişinin her aklına eseni yapması demek değildir; aksine, bu durum varlığın kendi ilkel dürtülerine, yani kaba nefsaniyetine hapsolmasıdır. Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın Mukadderat ve İcabat isimli kıymetli eserinde büyük bir titizlikle işlendiği veçhile, insanların mukadderini kendi fiil ve hareketleri tayin ettiğine göre, her insan bütün fiil ve davranışlarından kaçınılmaz olarak mesul durumda bulunmaktadır. Hakiki hürriyet ise nefsaniyete değil, vicdana aittir. Kimseye hesap vermeden yaşadığını zanneden bu bencil kişi, aslında sadece kendi kaba arzularına hizmet etmekte, ektiği her bencilce tohumun sonucunu evrensel nedensellik yasaları gereği eninde sonunda kendi varlığında acı bir şekilde hasat etmeye doğru sürüklenmektedir.

Örneğin; Elinde devasa güce sahip bir spor araba (özgürlük) olan, ancak ne trafik kurallarından ne de sürüş ahlakından (sorumluluk) haberi olan bir sürücüyü düşünün. Bu sürücü, otoyolda saatte 200 kilometre hızla makas atarak gitmeyi “özgürlük” sanır. Oysa o arabanın içindeki en ufak bir mekanik hata veya başkalarının hakkını hiçe sayan bu kaba tavır, onu çok yakında feci bir kazaya sürükleyecektir. Gerçek özgürlük, o güçlü aracı, başkalarının hakkını da koruyan kusursuz bir sorumluluk bilinciyle (vicdanla) hedefe güvenle ulaştırabilmektir.

Özgürlükten Yoksun Sorumluluk: “Sahte Kişilik” ve “Edinilmiş Vicdan”

Cüceloğlu’nun işaret ettiği ikinci insan tipi ise; dünyaya sanki herkesi memnun etmek için gelmiş gibi davranan, aşırı uysal, onuru kırılsa bile sınır çizemeyen, kendi mutluluğunu talep etme hakkını kendinde bulamayan “ezik hizmetçi” karakterdir. Toplum, dışarıdan bakıldığında kendi menfaatini hiç düşünmeyen bu kişiyi çoğu zaman “çok fedakâr, melek gibi, çok sorumluluk sahibi” diyerek göklere çıkarır. Ancak ezoterik bilgelik, bu durumu ruhsal bir erdem olarak değil, son derece tehlikeli bir “içsel uyku” ve sahtelik hâli olarak teşhis eder.

Üstad Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar isimli devasa çalışmasında bu hastalıklı durumu, “Edinilmiş Vicdan” (Sahte Vicdan) ve “Sahte Kişilik” kavramlarıyla oya gibi işleyerek anlatır. Ona göre edinilmiş vicdan; ailenin, çevrenin, geleneklerin ve korkuların insana dışarıdan yüklediği yapay bir programdır. Bu ezik ve aşırı uyumlu kişi, başkalarına karşı gerçekten, şuurlu bir şefkat duyduğu için değil; dışlanmaktan, sevilmemekten, “kötü” damgası yemekten veya sosyal itibarını kaybetmekten korktuğu için herkese boyun eğer. Kendi içinde taşıdığı bu derin onaylanma ihtiyacı yüzünden “iyi insan” maskesi takar.

Böyle bir insanın taşıdığını sandığı sorumluluk, ruhun özünden fışkıran hakiki bir vazife şuuru değildir. Üstad Ergün Arıkdal’ın Kendini Bilmek isimli ufuk açıcı eserinde altını çizdiği üzere, şuurdan yayılan, ferdiyet tarafından yönetilen gerçek bir iradeye sahip olmadan insanın hür olduğundan söz edilemez. “Hayır” deme özgürlüğüne, iradesine ve cesaretine sahip olmayan, sırf çatışmadan kaçmak için susan bir zihnin söylediği “Evet”lerin, ruhsal tekâmül (gelişim) açısından hiçbir değeri yoktur. İnsan kendi sınırlarını koruyamıyor ve Yaratıcı’nın kendisine bahşettiği “bu dünyada ben de varım” deme gücünü gösteremiyorsa, onun sorumluluk dediği şey yalnızca mekanik bir boyun eğiş, bir nevi tutsaklıktır.

Hayatın içinden bir benzetme: Hayatı boyunca sadece başkalarının yazdığı senaryoyu oynayan bir tiyatro oyuncusu düşünün. Kendisine biçilen “acı çeken ama hep boyun eğen kurban” rolünü o kadar içselleştirmiştir ki, oyun bittikten sonra kendi evinde, kendi özel hayatında bile bu rolü oynamaya devam eder. Kendi gerçek kimliğini, neyi sevip neyi sevmediğini unutmuştur. Ruhsal uyanış, bu sahte maskeyi (sahte kişiliği) çıkartıp atmak ve kendi senaryosunun hür iradeli yönetmeni olabilmektir.

Varlıksal Seçme Özgürlüğü ve Bilginin Sorumluluğu

İnsan bilincindeki bu devasa dengesizliklerden kurtulmanın anahtarı nedir? Bu sorunun cevabı, evrensel varoluş yasalarımızda saklıdır. Üstad Ergün Arıkdal’ın tarafından derlenen Varlıksal İlkeler isimli özel çalışmanın satır aralarında karşımıza çıkan muazzam kural, her varlığın sonsuz bir “Seçme Özgürlüğü”ne sahip olduğudur. Yaradan BİR’dir ve yarattığı tüm varlıklar özlerinde taşıdıkları ilkeler bakımından eşittirler; işte bu Eşitlik İlkesi’dir ki varlıklara sınırsız bir Seçme Özgürlüğü sağlar. Kâinatta hiçbir varlık, dışarıdan zorlayıcı bir sistemin keyfî iradesiyle değil, tamamen bizzat kendi iradesi ve seçimiyle tekâmül yolunda ilerler.

Fakat özgürlük, evrende “başıboşluk ve kuralsızlık” demek değildir; bu hürriyetin, madalyonun diğer yüzünde yer alan çok kesin bir tamamlayıcısı vardır. Yine Üstad Ergün Arıkdal’ın aynı nadide eserinde vurgulanan şaşmaz kozmik prensip şudur: “Varlık bildiğinden sorumludur.” Kâinat, her varlığın katıldığı muazzam bir Hizmet ve Vazife ortamıdır ve varlık, kendi idraki oranında bu sürece katılarak bildiği kadarıyla sorumluluk yüklenir.

Bir insanın şuur seviyesi, idraki ve bilgisi ne kadar artarsa, varlıksal sorumluluğu da aynı oranda büyür. Özgürlük; Bütün’ün ahengini bozmadan, bencilce (nefsani) heveslerin dışına çıkarak, başkalarının da hakkını gözeten aydınlık bir irade kullanabilmektir. Bilerek ve isteyerek yapılan hatalardan, başkalarının alanına zorbalıkla tecavüz edilmesinden dolayı insan sadece kendine ve ilahi yasalara hesap verir. Bilen insan kasten hata yapmaz; eğer seçimlerimiz bilinçli bir zorbalığa dönüşüyorsa, evrensel determinizm (sebep-sonuç) yasaları bizi kendi özgürlüğümüzle baş başa bırakarak ektiğimizin sonuçlarını en ağır şekilde biçmeye mahkûm eder.

Özgürlük ve Sorumluluk Dengesi: “Gerçek Vicdan”ın Uyanışı

Sorumsuz bir zorba ile özgürlükten yoksun bir hizmetçi arasındaki bu hastalıklı sarkaç, insanın içinde ancak tek bir gücün uyanmasıyla mükemmel dengeye ulaşır: Gerçek Vicdan.

Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın derlenmesinde katkı sağladığı İlâhi Nizam ve Kâinat adlı yüce tebliğler bütününü kapsayan o abidevi bilgi külliyatında vicdanın yapısı incelenirken, bu mekanizmanın tekâmül hazırlığını sağlayan iki zıt kutuplu bir birim düalite (ikilik) olduğu çok net ifade edilir. Bu düalitenin alt ucunda gelişimi yavaşlatan “nefsaniyet” (bencillik, zorbalık veya korkuya dayalı eziklik), üst ucunda ise varlığı yüksek şuura taşıyacak olan “vazife” (başkalarını düşünme, evrensel uyum) yer alır. İnsan dünya yaşamı boyunca, bu iki kutup arasında amansız bir mücadele verir ve denge kurmaya çalışır.

Eğer kişi vicdanının bencil kutbuna esir olursa, Cüceloğlu’nun bahsettiği o “başkalarının hakkını yok sayan zorba” insana dönüşür. Eğer kişi kendi özgür iradesini kullanmaktan korkar ve başkalarının onayı için sahte bir fedakârlığa sığınırsa, yine vicdan mekanizmasının alt seviyelerinde boğulur kalır.

Ancak kişi, Gerçek Vicdan’ın sesini duymaya başladığında o muazzam denge doğar. Gerçek vicdanı uyanmış bir insan, toplumun ya da sahte kişiliğinin korkularıyla değil, kendi ruhunun derinliklerinden gelen “vazife sevgisi” ile hareket eder.

Böyle bir insan, eşine, çocuğuna veya topluma elbette fedakârlık yapar ve hizmet eder; ancak bunu ezilerek, kendini yok sayarak veya sahte bir onay bekleyerek değil, evrensel sevginin doğası “vermek” olduğu için, hür iradesiyle ve mutlulukla yapar (İşte bu Gerçek Özgürlüktür).

Aynı şekilde bu insan, hiç kimsenin kendi onurunu ve varoluş sınırlarını çiğnemesine de izin vermez. Gerektiğinde “Hayır” deme gücünü, kimseyi kırmadan ama asil ve kararlı bir duruşla gösterir (İşte bu da Gerçek Sorumluluktur).

İşte bu noktada; iki usta akrobatı düşünün. Biri ipin üstünde kendi başına her türlü hareketi yapar ama asla partnerinin dengesini düşünmez; sonunda ikisi de düşer (Sorumsuz Özgürlük). Diğeri ise sırf partneri düşmesin diye ipin üstünde korkudan titreyerek olduğu yere çakılıp kalır, bir milim ilerleyemez (Özgürlükten yoksun, korku dolu Sorumluluk). İdeal akrobatlar ise, ipin üstündeki rüzgârı, kendi güçlerini ve partnerlerinin ağırlığını hesaba katarak (Sorumluluk) ama aynı zamanda ipin üstünde bir kuğu gibi cesaretle ve neşeyle dans ederek (Özgürlük) karşıya güvenle geçenlerdir.

Sonuç: Tekâmülün İki Kanadı

Özgürlük ve Sorumluluk; bizi kaba madde dünyasının illüzyonlarından, bencilliklerinden ve mekanik davranışlarından çekip çıkartarak hakiki ve aydınlık bir “Şuur” seviyesine taşıyacak olan iki sağlam kanattır. Kanatlardan biri eksik veya kırık olduğunda ruh uçamaz; sadece hayatın rüzgârlarında savrulur, kendi içinde sürekli acı çeker.

Doğan Cüceloğlu’nun eşsiz bir tahlille işaret ettiği bu psikolojik yaralarımızı iyileştirmek; ancak ve ancak Üstad Dr. Bedri Ruhselman ve Üstad Ergün Arıkdal’ın kaleme aldıkları eserlerin tamamında ortaklaşa vurgulanan “Kendini Bilmek” eylemiyle mümkündür. İçimizdeki o şımarık zorbanın veya herkesi memnun etmeye çalışan o ezik sahte kişiliğin maskesini düşürmeliyiz. Kendi gerçeğimizle yüzleştiğimiz, her insanın hakkını kendi hakkımızmış gibi koruduğumuz ve aynı zamanda kendi varoluşumuza da saygı duyduğumuz o kusursuz denge noktasında, hepimiz bu devasa âlemin hem hür bir yolcusu hem de sorumlu bir hizmetkârı olacağız.

KAYNAKÇA

  • Cüceloğlu, Doğan. Instagram Paylaşımı (@dogancucelogluofficial). “Sorumluluk ve Özgürlük”.
  • Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • Ouspensky, P. D. İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • Dr. Bedri Ruhselman. İlâhi Nizam ve Kâinat. İstanbul: MTİAD1950 Yayınevi.
  • Dr. Bedri Ruhselman. Mukadderat ve İcabat. İstanbul: Kültür Basımevi.
  • Dr. Bedri Ruhselman. Ruhlar Arasında. İstanbul: Gayret Kitabevi.
  • Ergün Arıkdal. Kendini Bilmek. İstanbul: Enstitü Yayınları.
  • Ergün Arıkdal. Varlıksal İlkeler. İstanbul: Enstitü Yayınları.
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler