Sabah aynaya baktığında gördüğün kişi ile gece başını yastığa koyduğunda konuştuğun kişi aynı mı?
Çoğumuz hayatı, elimizde bize ait olmayan bir haritayla yaşamaya çalışıyoruz. Bize “Sen şusun,” dediler. Bir isim verdiler, bir kimlik kartı uzattılar, bir meslek seçtiler ve “İşte sen busun,” dediler. Biz de inandık. Yıllarca o etiketi parlattık, o maskeyi süsledik.
Ama bazen, o açıklanamayan boşluk hissi gelip göğsümüzün ortasına oturur. “Ben neyim?” sorusu, bir unvan veya isimle cevaplanamayacak kadar büyüktür.
Kendini Bilmek: Ben Neyim?
Sen sadece et ve kemik yığını mısın? Yoksa bu bedeni “giysi” gibi kullanan, tarif edilemez bir enerji mi? Kadim öğretiler, “Kendini bilen Rabbini bilir” derken, aslında dışarıda aradığımız o büyük gücün, içimizdeki o sessiz odada saklı olduğunu fısıldar. Sen, yaşadığın olaylar değilsin. Sen, hissettiğin duygular da değilsin. Sen, o duyguların gelip geçişini izleyen “Gözlemci”sin.
Neden Buradayım?
Modern dünya bize sürekli bir “hedef” dayatır. “Amacın başarılı olmak, zengin olmak, iz bırakmak…” Oysa belki de neden burada olduğumuz sorusunun cevabı çok daha sadedir: Deneyimlemek.
Bir ağacın amacı ormanın en uzun ağacı olmak değildir; ağacın amacı “ağaçlığını” yaşamaktır. Belki de senin hayat amacın, dünyayı kurtarmak değil; sadece bir fincan kahveyi içerken aldığın o hazzı, bir çocuğun gülüşündeki o saflığı veya kalbin kırıldığında hissettiğin o acıyı tam anlamıyla “idrak” etmektir. Tekamül, bir zirveye tırmanmak değil; kabuklarını soyup özüne inmektir.
İçsel Bir Arkeoloji
Kendini bilmek, üzerine yeni bilgiler eklemek demek değildir. Aksine, üzerine yapışmış olan, sana ait olmayan her şeyi eksiltmektir. Korkularını, sana öğretilmiş önyargıları, toplumun “yapmalısın” dediği kuralları birer birer kaldırdığında, geriye kalan o saf şey… İşte o sensin.
Bu bir varış noktası değil, bir yoldur. Ve bu yol, bir adım atmakla değil, bir anlığına durup kendine bakmakla başlar.
Hoş geldin. Yolculuk şimdi başlıyor.
Bu uzun yolda yürürken, karşına çıkacak o aynada ne görmeyi umuyorsun? Gördüğün gerçek seni korkutur mu, yoksa özgürleştirir mi?
Bu Yaziyi Okurken Dinleyin
Frequency Odyssey — Complete Brainwave Journey
Kendine yuruyus — bilincin tam haritasi — en uzun yolculuk icin en kapsamli meditasyon muzigi.
Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & bilinc muzikleri
Benim yolumda , kendime dönüp bakabilmeyi henüz öğrendim .. karşımıza çıkan insanların çoğunun bir ayna olduğunu düşünürsek , henüz bu fakındalığa tam eriştiğimi düşünmüyorum . Şundan eminim ki farkındalık arttıkça belki başta ürkütse de acı da verse sonrasında özgürlük , rahatlama oluyor .. Farkındalık arttıkça iyileşmeye yakınlaşıyoruz ..
Bu yol uzun zaman ve kişinin kendisi üzerinde gerçekten çalışması gereken bir yol .
“Bir ağacın amacı ormandaki en uzun ağaç olmak değildir, ağaçlığını yaşamaktır “
Son günlerde mutluluk ve hayattaki herşeyin geçici olduğunun getirdiği anlamsızlığı düşünüyorum ..
“hayat güzeldir “ veya “ mutlu olmak “ lafları falan biraz palavra gibi bu sebeple .. , doğadaki tüm canlılara baktığımda herkes böcekler kuşlar ve hatta filler balinalar bile hepsi bir mücadele içinde , barınma mücadelesi beslenme , ısınma , üreme herkes birbiriyle savaşıyor ve ne için hayatta kalmak için . Yaşamak o kadar da güzellenecek bir şey değil aslında sadece mücadeleden ibaret , yine de bir çocuğun gülümsemesine değer bu mücadele , kanserle savaşan hastaları gördükçe yaşamaya değer demek ki hayat gizli bir bildikleri var gibi , bir kuşun bir kelebeğin bu hayattaki amacı nedir mutlu olmak değil elbette , hayvanlar ölümü bilmez mi ki ? Bence hepsi bilir ve bu yaşamayı da en iyi onlar bilir , en sıkı mücadeleyi de onlar verir …
Bir ağacın amacı ormandaki en uzun ağaç olmak değildir elbette bir ağaçın tek amacı yaşamak , hayatta kalmak olabilir . . Bazen meyve verir ama bazen gün gelir strese girer çiçek açmaz , o da onun büyük dertleri 🙂
Sevgili İnci, bu yolculuğun ilk sesi olduğun için teşekkür ederim.
Bahsettiğin “ağaç olma” metaforu, aslında varoluşun en saf halini özetliyor. Bizler çoğu zaman “daha uzun”, “daha yeşil” veya “daha görünür” olmaya çalışırken, sadece “olmayı” unutuyoruz. Yazdığın gibi, doğadaki o mücadele ve kaosun içinde bile muazzam bir düzen var.
Belki de mutluluk dediğimiz şey bir hedef değil, o mücadelenin (tekamülün) içinde pişerken hissettiğimiz o anlık tatminlerdir. Senin de bu aynaya yansıttığın ışık çok değerli, yolumuz açık olsun.