“İnsanları her şeye rağmen idare edebilmenin sırrı nedir?”
Bu soru, içimizden bir arkadaşımızın Ergün Arıkdal Ruhsal Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Tarık Arıkdal’a yöneltmiş olduğu bir soru olup, İnsan İlişkilerinde Ruhsal Simya üzerine düşündürmektedir.
Bu soruya Tarık Arıkdal’ın verdiği cevap, aslında sadece sosyal bir becerinin değil, tekâmül yolundaki bir ruhun yaşam manifestosudur; cevap şöyledir: “İnsanları (vazifeye ihanet etmedikçe) olduğu gibi görerek, olduğu gibi kabul ederek, herkesin değişebileceğine inanarak, hoşgörümü mümkün olduğu kadar çok geliştirerek, insanların içindeki iyi yönleri görmeye çalışarak, en nihayetinde de olan her şeyin ilahi sistem tarafından takip edildiğine iman ederek.”
Bu cümledeki her bir virgül, spiritüel bir yasanın kapısını aralar. Gelin, bu “sırrı” spritüel öğretiler ve kadim bilgilerin ışığında analiz edelim. İnsan İlişkilerinde Ruhsal Simya konusu, bu öğrenim sürecinin merkezindedir.
“İnsanları Olduğu Gibi Görmek ve Kabul Etmek”
İnsan İlişkilerinde Ruhsal Simya ve İletişim
İlişkilerimizdeki en büyük çatışma, karşımızdakini olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi görme ısrarımızdan kaynaklanır. Oysa spritüel bilgiler, bize, insanın genellikle mekanik bir uyku halinde olduğunu hatırlatır. Gurdjieff öğretisine göre, insanların çoğu zaman dış tesirlerle hareket eden makineler olduğunu fark etmek, onlara karşı “içsel hesaplaşmayı” durdurmanın ilk adımıdır. Karşımızdaki kişinin davranışlarını yargılamadan önce, onun da kendi tekâmül seviyesinin, genetiğinin ve yetiştirilme tarzının bir sonucu olduğunu, yani bir “sonuç” olduğunu kabul etmek gerekir.
Kabul etmek, pasif bir boyun eğiş değildir; bilakis, “değiştirilemez olanı” görüp enerjiyi boşa harcamamaktır. Dr. Bedri Ruhselman‘ın aktardığı gibi, her varlık kendi liyakat ve idrak seviyesine göre bir tekâmül kademesindedir. Bir ilkokul öğrencisinden üniversite tezi beklemek nasıl abes ise, henüz belirli bir ruhsal olgunluğa erişmemiş birinden kâmil bir davranış beklemek de o derece yanılgıdır.
Bu durum, İnsan İlişkilerinde Ruhsal Simya’nın etkisini anlamamıza yardımcı olur.
“Vazifeye İhanet Etmedikçe” Şerhi
Tarık Hoca’nın parantez içinde belirttiği “vazifeye ihanet etmedikçe” ifadesi, hoşgörünün sınırını çizen “kırmızı çizgi”dir. Spiritüel yasalar, sonsuz bir toleransın kaos yaratabileceğini, düzenin korunması gerektiğini söyler. Vazife, eylemlerin gayesidir ve tekâmül ancak vazife ile mümkündür. Bir kişinin eylemleri, bütünü bozan, kolektif gelişimi engelleyen veya “vazife planına” zarar veren bir noktaya geldiğinde, orada duruş sergilemek yine ilahi bir sorumluluktur. Ancak bu duruş, nefretle değil, nizamı koruma bilinciyle yapılmalıdır.
“Herkesin Değişebileceğine İnanmak”
İnsana dair umudu kaybetmemek, ruhsal bilginin temelidir. Silver Birch’ün dediği gibi, Tanrı’nın bir parçası olan her ruh, eninde sonunda içindeki ilahi vasıfları tezahür ettirecektir. Bugün “kötü” veya “cahil” görünen bir kişi, aslında uykuda olan bir tohumdur. Tıpkı kışın kahverengi ve ölü görünen bir çiçek soğanının, mevsimi geldiğinde muhteşem bir çiçeğe dönüşmesi gibi, her insan değişme ve gelişme potansiyeli taşır. Bu inanç, bize sabır gücü verir. Unutmamalıyız ki, ıstırap ve hatalar, bu değişimi tetikleyen en güçlü öğretmenlerdir.
“İçindeki İyi Yönleri Görmeye Çalışmak”
En karanlık kişilikte bile bir ışık kırıntısı vardır. Spritüel bilgiler, negatifliğin, kibrin ve öfkenin “bedenin egosu”na veya “sahte kişiliğe” ait olduğunu, öz varlığın ise daima ilahi bir kıvılcım taşıdığını söyler,. Bir insana bakarken onun maskesini (kişiliğini) değil, arkasındaki özü görmeye çalışmak, gerçek sevginin tanımıdır. Silver Birch, en dejenere olmuş insanlarda bile sevgi ve insancıllığı görebilen birinin, yaratılışın sırlarına yaklaşmış sayılacağını belirtir. Bu bakış açısı, “onlar” ve “biz” ayrımını ortadan kaldırır; çünkü sevgide ayrılık yoktur.
“İlahi Sisteme İman”
Ve Tarık Hoca’nın formülünün kilit taşı: Olan her şeyin ilahi sistem tarafından takip edildiğine iman etmek.
Günlük hayatta haksızlığa uğradığımızı, işlerin ters gittiğini düşünebiliriz. Ancak “Ruhsal İdare Mekanizması” (RİM) veya “Büyük İdare”, hiçbir detayı atlamaz. Bir serçenin düşüşünden, bir insanın yaşadığı en ufak sarsıntıya kadar her şey kayıt altındadır ve bir amaca hizmet eder. “İlahi adalet” bazen gecikmiş gibi görünse de, sebep-sonuç yasası şaşmaz bir hassasiyetle işler.
Başımıza gelen veya çevremizde gördüğümüz olayların rastgele olmadığını, hepsinin “Ruhsal İdare Mekanizması” tarafından bizim ve bütünün tekâmülü için kurgulandığını bilmek, insana muazzam bir iç huzuru ve “idare etme” gücü verir.
Sonuç: İnsanları İdare Etme Sanatı bir “Tekâmül” Sanatıdır
Karşımızdakini değiştirmeye çalışmak yerine, kendi bakış açımızı “ilahi nizamın” perspektifine yükselttiğimizde, tahammül yerini anlayışa, yargılama yerini şefkate bırakır. Tarık Arıkdal’ın işaret ettiği bu yol, sadece sosyal ilişkileri değil, ruhun kendi kaderini de güzelleştiren bir haritadır.
Sonuç olarak, İnsan İlişkilerinde Ruhsal Simya, ilişkilerimizi derinleştirir ve ruhsal olgunlaşmamıza katkı sağlar.
Bu Yaziyi Okurken Dinleyin
Astral Voyage — Out of Body Sound Journey
Ruhsal simya ve donusum — astral perspektif — ic huzura ulasan kozmik yolculuk muzigi.
Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & bilinc muzikleri