Rıza benlikten arınmaktır.
Razı olan kendinde bir benlik bırakmaz.
Razı olan; kazancında kaybında herşeyin ondan geldiğini kalbi ile görendir.
Rıza; sadece başa gelen değil; olup biten her şeyle barışmaktır.
Sende olmayan onda görünmez ve sen sende olanı karşındakinde görüyorsun.
Birini kınıyor musun?
Eleştiriyor musun?
Yargılıyor musun?
Bunları bu açıdan bir daha düşünmeye ne dersin?
Rıza makamı, kelime anlamının çok ötesinde, insanın kendi içine doğru yaptığı o meşakkatli ama bir o kadar da özgürleştirici yolculuğun nihai duraklarından biridir. Tasavvufun bu en yüksek mertebelerinden biri olan rıza makamı, günlük hayatın o baş döndürücü karmaşası içinde çoğu zaman unutulur ve yanlış anlaşılır; pasif bir boyun eğiş, bir yenilgi ya da vazgeçiş değildir.
Tam aksine rıza makamı, benlikten arınmaktır — insanın kendi elleriyle ördüğü, tuğlalarını gururla, kibirle ve bitmek tükenmek bilmeyen arzularla dizdiği o sahte dünyayı, yani “benlik” hapishanesini yıkmasıdır. Razı olan, kendinde bir benlik bırakmaz; çünkü bilir ki ortada bir “ben” iddiası kaldığı sürece, kâinatın o muazzam ahengiyle çatışma devam edecektir.
İnsanın kendi sınırlı arzularından vazgeçip o büyük bütüne teslim olması halini Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat adlı eserinde eksiksiz bir sıfat fenası olarak tanımlar. Ona göre rıza makamı, kulun kendi cüzzi iradesinin, mutlak ve ilahi olan iradede yok olmasından ibarettir. “Ben yapıyorum, ben istiyorum” iddiası sona erdiğinde gerçek rıza başlar; aksi takdirde “rıza gösterdim” demek bile başlı başına benliğin yeni bir oyunu olur.
Rıza Makamı ve Benlik Zindanını Yıkmak: Nefsaniyetin Doğası
İnsanı esir alan bu benlik duygusunu ve sahte kimlikleri anlamak için ruhsal öğretilerin rehberliğine başvurmak gerekir. Üstad Ergün Arıkdal’ın Kendini Bilmek adlı eserinde vurguladığı üzere, insanın içsel ve dışsal tüm bağımlılıklarını terk etmesi, bu sahte hapishaneden kurtulması en büyük amaç olmalıdır. İnsan, egosunun sınırları içinde kaldığı müddetçe sadece kendi çıkarlarını, kendi haklılığını savunur. Asıl kişiliği gölgeleyen bu yapışkan örtü, yani nefsaniyet, hayatla ve insanlarla bitmek bilmeyen bir kavganın da baş sorumlusudur. Rıza makamı ise bu örtünün altındaki saf şuura erişmenin adıdır.
Nefsaniyetin hayatımızdaki yıkıcı etkisini daha iyi kavramak için Medyomluğunu Üstad Ergün Arıkdal’ın yaptığı ve onun rehberliğinde bir araya getirilerek eser dünya insanlığına hediye edilen, Sadıklar Planı Tebliğleri eserine bakmak ufuk açıcıdır. Bu eserin yetmiş yedinci celsesinde çok net ifade edildiği üzere; insanın yaşadığı problemlerin çoğu, aslında kendi şahsiyetine yakın olan nefsaniyetiyle gayet sıkı bir ilgi içindedir.
Dışarıda suçlu aradığımız, hayatı veya diğer insanları sorumlu tuttuğumuz o kriz anlarının kökeninde kendi egomuzun ve nefsaniyetimizin doymak bilmez talepleri yatar. Bizi dar bir alana hapseden bu nefsaniyet krizlerinden kurtulmak, ancak eserin sunuş bölümünde de ana hedef olarak vurgulanan “makul vicdan” gerçekliğine ulaşmakla ve nefsin terbiye edilmesiyle mümkündür.
İnsan, nefsaniyetinin yarattığı bencillik illüzyonundan sıyrılıp, makul vicdanın ve şuurun rehberliğini seçtiğinde evrensel ahenkle uyum içine girer. Razı olmak, tam olarak bu vicdanı uyandırmak ve yalan dünyayı yıkmaktır.
Hayatın Getirdikleriyle Barışmak: Rıza Makamında Kazanç ve Kayıp
Razı olan; kazancında ve kaybında, başına gelen her şeyin yüce kaynaktan geldiğini görendir. İnsan doğası gereği kazandığında sevinir, bunu kendi aklına ve yeteneğine yorar; kaybettiğinde ise isyan eder, suçu kadere ya da başkalarına atar. Oysa rıza makamı, sadece hoşa giden, başa gelen güzel şeyleri kabullenmek değil; olup biten her şeyle barışmaktır.
Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın Mukadderat ve İcabat kitabında belirttiği gibi, kâinatta karşılaştığımız olaylar ve ıstıraplar, ruhumuzun tekâmülünü hızlandırmak için karşımıza çıkan zorunlu imtihanlardır. Hayatta karşılaştığımız olaylar zinciri, bazen bizim bugünkü basit arzularımızla her zaman paralel gitmeyebilir. Başına gelen bir kayıp, aslında ruhunun gelişmesi için önüne sunulmuş paha biçilmez bir derstir. Kazanç da kayıp da aynı tekâmül yolunun farklı manzaralarıdır. Rıza makamına ermek, bu manzaraların her ikisine de aynı sükûnetle bakabilmektir.
Bu sükûnet hâline ulaşmanın ne anlama geldiğini, Sadıklar Planı Tebliğleri‘nin sekizinci celsesi bize çok yüksek bir vizyonla sunar. İlgili celsede, yüksek idare mekanizmalarının ve gelişmiş ruhsal varlıkların olaylara nasıl yaklaştığı anlatılırken; onların, insanların günlük hayatta sürekli düştüğü mekanik yargılamalardan, anlık duygusal tepkilerden ve sığ incelemelerden tamamen bağımsız oldukları hatırlatılır. Bizler genellikle bir olay karşısında hemen tepki verir, isyan eder ve yargılarız. Oysa rıza makamına ermiş bir şuur, olayları telaşsız, yargısız ve yüksek bir kabullenişle izler. Hayatın getirdiği acıyı da tatlıyı da evrensel bir sükûnetle karşılamak, işte bu reaktif olmayan, yargılamayan yüksek şuura — yani rıza makamına — adım atmaktır.
“Sende Olmayan Sende Görünmez”: Yansıma ve Şuur Temizliği
Peki, rıza makamından bu kadar uzaklaşıp hayatı kendimize ve başkalarına nasıl zindan ediyoruz? Eğitim notlarınızda da belirttiğiniz o muazzam kural burada devreye giriyor: Sende olmayan ondan görünmez ve sen sende olanı karşındakinde görüyorsun. Birini kınıyor musunuz? Onu acımasızca eleştiriyor musunuz? İnsanları yargılarken kendinizi haklı, onları ise tamamen haksız ve kusurlu mu görüyorsunuz?
İnsanın kendi iç dünyasındaki körlüğünü ve başkalarını yargılama hastalığını en çarpıcı şekilde açıklayan kaynaklardan biri Maurice Nicoll’un Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı çalışmasıdır. Eserde aktarıldığı üzere, iç dünyamızın farkında değilizdir ve içimizde tahammül edemediğimiz o karanlık yönleri dışarıya yansıtır, etrafımızdakileri suçlarız.
Cimrilik, kibir, kıskançlık ya da öfke gibi bir özelliği başkalarında sürekli ve şiddetle eleştiriyorsak, bu aslında kendimizde kör olduğumuz bir şeyin doğrudan yansımasıdır. Karşımızdakine öfkelendiğimizde, aslında kendi içimizdeki tanınmamış o karanlık parçaya saldırırız.
Eleştirel olmayan, dürüst bir iç gözlem yapmadığımız sürece, başkalarında eleştirdiğimiz şeyin aslında kendimiz olduğunu asla fark edemeyiz. P.D. Ouspensky’nin Kendini Bilmek eseri de insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesinin bu uykudan uyanmak için tek yol olduğunu söyler.
Başkalarını yargılamak ve onlara öfke kusmak yerine nasıl bir yol izlemeliyiz? İşte burada Sadıklar Planı Tebliğleri‘nin altmış ikinci celsesinde tavsiye edilen muazzam bir kural, “şuur temizliği” devreye girer.
Bu celsede, dışarıdan aldığımız bilgileri, izlenimleri ve karşılaştığımız olayları hemen anî yargılamalara sokmamamız gerektiği vurgulanır. Bize düşen, bu izlenimleri sakince zapt etmek, gözlemlemek ama kesinlikle yargılamamaktır.
Yargılamaya ve kınamaya bu kadar teşne oluşumuzun ne kadar mekanik ve dünyevi bir zaaf olduğu ise aynı eserin seksen dördüncü celsesinde yüzümüze adeta bir tokat gibi çarpar: Şayet ortada bir kınama veya bir azarlama varsa, bilinmelidir ki bu, yüksek ruhsal bir eylem değil, bütünüyle “insan” içindir, insanın bedensel kısıtlılığının bir tezahürüdür. Karşımızdakini kınamak, kendi ruhsal zayıflığımızı ilan etmekten başka bir şey değildir.
Yargılamanın Sınırları ve Evrensel Sevginin Gücü
Birini yargılamak, aslında insanın kendi sınırlarını ve cehaletini ilan etmesidir. Siz birini acımasızca yargılarken, onu o şekilde davranmaya iten ruhsal sınavları, içsel savaşları, geçmiş karmik yükleri göremiyorsunuz. Beyaz Kartal Öğretileri IV – Sevgide Ayrılık Yoktur isimli eserde yer alan bilgelik dolu satırlar, yargılamanın evrensel yasalarla nasıl çeliştiğini anlatır. Evrenin büyük gözetleyicileri, o insanın içinden geçtiği ruhsal koşulları bilerek ona şefkatle sarılırken; bizler, yargılamaya cezbedildiğimiz kişinin aslında ilahi kanunun bir aracı olduğunu, bize bir ayna tuttuğunu anlayamayız. Rıza makamı, işte bu aynayı kırmadan yansımaya bakabilme cesaretidir.
Çevremizdekilere nefret veya kınama enerjisi göndermek yerine, onlara anlayışla yaklaşmak ruhsal tekâmülün en önemli virajıdır. Zira kınama ve nefret varlığı zehirlerken, sevgi varlığı yüceltir. Sadıklar Planı Tebliğleri‘nin yetmiş üçüncü celsesi bu gerçeği ruhun beslenmesi üzerinden çok derin bir şekilde formüle eder: “Sevgi, nefretin tersidir. Ve ancak sevgi, ruhtan beslenir; nefret ise ters tesirden.”
İçsel gelişim ve rıza makamına ulaşmak, nefretin ve bitmek bilmeyen yargılamaların o karanlık döngüsünden çıkıp, ruhun gerçek gıdası olan sevgiye sarılmakla mümkündür. Bize haksızlık yapıldığını, değerimizin bilinmediğini düşünerek zihnimizde kurduğumuz o bitmek bilmeyen içsel mahkemeler, enerjimizi tüketen ters tesirlerdir. Oysa rıza makamına ulaşan, benliğini yıkan bir insan, kimsenin ona bir şey borçlu olmadığını idrak ederek bu hesap defterlerini sonsuza dek kapatmıştır. Bu sebeple affetmek, rıza makamının kapısındaki ilk anahtardır.
Rıza Makamı: Evrenle ve Kendinle Büyük Barışma — Özgürlüğün Anahtarı
Sonuç olarak, hayatın bize sunduğu her nefes, benliğimizin o dar ve karanlık zindanından çıkıp, rıza makamının o geniş ve aydınlık bahçesine adım atmamız için bir fırsattır. Karşınızdaki insanda gördüğünüz o katlanılmaz kusur, yalan, kibrin veya öfkenin ta kendisi, aslında ruhunuzun size tuttuğu net bir aynadır. O aynaya öfkelenmek, aynayı kırmaya çalışmak yerine, yansımaya cesaretle bakmak gerekir. Çünkü rıza makamı, bu yansımayı reddetmek değil, ona sevgiyle “evet” demektir.
Bir dahaki sefere birini kınamaya, eleştirmeye ya da yargılamaya yeltendiğinizde durun ve derin bir nefes alın. Celselerin bize fısıldadığı o şuur temizliğini hatırlayın; hemen hüküm vermeyin. Kendi içinize dönün ve kendinize şu soruyu dürüstçe sorun: “Şu an bu insanda beni bu kadar rahatsız eden şey, kendi içimde yüzleşmekten kaçtığım hangi karanlık noktam? Sende olmayan bende nasıl görünür?”
İşte bu soruyu kendinize sorabildiğiniz, başkalarını yargıç koltuğundan inip sevgiyle izleyebildiğiniz an, benliğin teslimiyetine, o büyük ve huzurlu rıza makamına doğru en büyük adımı atmış olursunuz. Olan biten her şeyle, başınıza gelen kayıplarla ve çevrenizdeki insanlarla barıştığınızda, kalbinizin ne kadar hafiflediğini göreceksiniz. Çünkü rıza makamı, sadece dışarıdaki evrenle değil, asıl insanın kendi en derin karanlıklarıyla barışmasıdır. Yansımaya bakmaktan korkmamak, onu sevmektir; ve bu sevgi, rıza makamının kendisidir.
Kaynakça
- Arıkdal, Ergün. Kendini Bilmek (Özgürlüğün Anahtarı). Enstitü Yayınları, Güven Mücellit Matbaası, İstanbul, 2023.
- Arıkdal, Ergün. Sadıklar Plânı Tebliğleri. Enstitü Yayınları, Güven Mücellit Matbaası, İstanbul, 2023.
- Beyaz Kartal. Sevgide Ayrılık Yoktur (Çeviren: Kemal Menemencioğlu). Ruh ve Madde Yayınları, Emre Matbaacılık, İstanbul, 1994.
- İbn Arabi, Muhyiddin. Tefsir-i Kebir Te’vilât (1. Cilt). Kitsan Yayınları, İstanbul.
- Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar. Ruh ve Madde Yayıncılık, İstanbul, 2008-2012.
- Ouspensky, P. D. İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”. Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 1989 / 2010.
- Ruhselman, Bedri. Mukadderat ve İcabat. Gayret Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1953.