İnsanlık tarihi, baştan sona bir acılar, haksızlıklar ve intikamlar tarihi gibi okunabilir. Kendi hayatlarımıza dönüp baktığımızda da durum pek farklı değildir; hemen hepimizin kalbinde yıllardır kapanmamış yaralar, bir türlü unutulmamış ihanetler ve sessizce taşıdığımız kırgınlıklar vardır. Peki binlerce yıldır tüm kadim inançların, bilgelerin, peygamberlerin ve ruhsal öğretilerin tek bir ağızdan insanlığa fısıldadığı o sihirli kelime neden sürekli karşımıza çıkar? Neden bütün disiplinler, farklı dillerde, farklı çağlarda, bizi aynı noktaya, affetmeye çağırır?
Bize haksızlık yapan, canımızı yakan, belki de hayatımızı altüst eden birini affettiğimizde aslında kime iyilik yapıyoruz? Aslında kimi affediyoruz? Bu sorular, yüzeysel bir ahlak anlayışının çok ötesinde; insanın evrendeki varoluş amacına, ruhun tekâmülüne ve kozmik yasalara dokunan sarsıcı sorulardır. Affetmek, zannedildiğinin aksine bir zayıflık, bir boyun eğiş ya da yapılan haksızlığı sineye çekmek değildir. Affetmek; ruhun, kendi ayaklarına takılan prangaları kesip atması, en üst düzeyde bir şuurlanma ve irade pratiğidir.
Neden Affedemiyoruz? İçsel Hesaplar ve Istırap Bağımlılığı
Affetmenin ne kadar yüce bir erdem olduğunu hepimiz biliriz; ama iş uygulamaya geldiğinde içimizde adeta taştan bir duvar yükselir. Neden affedemiyoruz? Bu sorunun cevabı, insanın kendi psikolojik karanlığında ve “sahte kişiliğinin” derinliklerinde yatar.
Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı dev eserinde, insanın neden affedemediğini “içsel hesaplar” (inner accounts) kavramıyla oldukça disiplinli bir şekilde açıklar. Biz, farkında olmadan zihnimizde sürekli bir alacak-verecek defteri tutarız. Hayatın, Tanrı’nın ve etrafımızdaki insanların bize borçlu olduğunu hisseder dururuz. Nicoll, içsel hesaplar yaptığımız sürece her zaman birilerinin bize borçlu olduğunu hissedeceğimizi ve bu alacaklı duygusunun kendi içsel gelişimimizi tamamen durdurduğunu belirtir.
Birinin bize haksızlık ettiğini düşündüğümüzde, içimizdeki “sahte kişilik”, bu kırgınlıktan neredeyse hastalıklı bir zevk almaya başlar. İnsanların çoğu; kendi ıstıraplarına, kederlerine ve “haklı olma” hissine o kadar bağlanır ki, bu ıstırabı feda etmeyi asla göze alamaz. Nicoll’ün ifadesiyle, bu içsel mırıldanmalar ve negatif duygular, psikolojik ülkemizi zehirli sivrisineklerle dolu bir bataklığa çevirir.
Üstad Ergün Arıkdal da Kendini Bilmek ve Pozitif Yaşam serilerinde bu konuyu derinlemesine ele alır. Üstad Ergün Arıkdal’a göre insan, kendi nefsaniyetinden emir aldığı ve olayları bu duyguların esareti altında değerlendirdiği sürece sadece kendi menfaatleri peşinde kör bir koşuş içindedir. Egomuza dokunan, gururumuzu zedeleyen olaylarda derhal savunmaya geçer, kin besleriz. Oysa Üstad Ergün Arıkdal, içimizdeki negatif enerjiyi ve birikmiş tıkanıklıkları atabilmek için büyük Sufi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî‘nin şu sözünü hatırlatır:
Eğer kalbinde kin, fesatlık, nefret duyguları varsa onları boşalt; onun yerine sevgiyi, şefkati ve merhameti koy.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
İçi kinle dolu bir bardağa sevgi suyu dolduramazsınız. Affedemiyoruz; çünkü affetmek, o çok sevdiğimiz “kurban” rolünden, nefsaniyetimizin kibrinden ve haklı olma gururundan vazgeçmeyi gerektiriyor. Affetmek, egonun (nefsin) en zorlu sınavıdır; aslında asıl savaşımız dışarıdaki kişiyle değil, içimizdeki o inatçı sesle verilir. Bu iç sesi tanımak, kendini bilmek yolunun sessiz fakat en sarsıcı eşiklerinden biridir.
Aslında Kimi Affediyoruz? Kesilen Görünmez Kordonlar
Biri bize kötülük yaptığında ve biz onu affetmeyi reddettiğimizde, o kişiyi cezalandırdığımızı sanırız. Oysa gerçek tam tersidir. Kin tutmak; zehri kendin içip karşıdakinin ölmesini beklemek gibidir. Peki affettiğimizde aslında kimi affediyoruz?
Gerçek şu ki, biz aslında kendimizi affediyor, kendi ruhumuzu özgürleştiriyoruz. Affetmediğimiz her insanla aramızda görünmez, karanlık bir enerji kordonu oluşur. O kişiye duyduğumuz öfke, bizi hem ona hem de o travmatik ana zincirler. Spiritüel rehber Beyaz Kartal (White Eagle), Sevgide Ayrılık Yoktur adlı eserinde okuyucuyu sarsan şu hakikati dile getirir:
Başkalarını bağışlamakla, kendinizi serbest bıraktığınızı bilmiyor musunuz? Kardeşlerinizi sert ve katı bir şekilde yargıladığınız ve bağışlamayı reddettiğiniz sürece, kendinize aynı yargı hükmünü getirmiş oluyorsunuz.
Beyaz Kartal — Sevgide Ayrılık Yoktur
Beyaz Kartal, yaşamın “Ne ekerseniz, onu biçersiniz” kanunuyla yönetildiğini hatırlatır ve kalbimizde bağışlama hissettiğimiz sürece kendimizi karmamızın esaretinden kurtardığımızı vurgular. Bu noktada affetmek, soyut bir ahlaki jest değil; ruhun ruhsal özgürlüğe attığı somut bir adımdır.
Aynı şekilde Shakti Gawain, Yaratıcı İmgeleme adlı kitabında affetme eyleminin insanın üzerindeki psikolojik ve enerjetik yükü nasıl kaldırdığını anlatır. Gawain, zihnimizde bizi inciten kişileri canlandırıp onlara, kendilerini bağışladığımızı ve serbest bıraktığımızı söylememizi tavsiye eder. Hatta işlemin sonunda kişinin kendine şöyle demesi gerektiğini söyler: “Kendimi yaptığım her şeyden ötürü, şimdi burada ve sonsuza dek bağışlıyorum!” Böylece insan, en büyük bağışlamayı aslında kendi ruhuna yapmış olur. Affettiğimiz şey, o kişinin eylemi değil; o eylemin bizim üzerimizde kurduğu karanlık tahakkümdür.
İnsan Neden Affetmeli? Karmanın Çarkı ve Kozmik Adalet
Tüm ruhsal öğretiler, insanın evrimleşebilmesi, yani tekâmül edebilmesi için affetmenin mutlak bir zorunluluk olduğunda birleşir. Neden affetmeliyiz? Çünkü kozmik yasalar, intikamla değil; etki-tepki yani nedensellik prensibiyle çalışır. Evrende “Karma” olarak bilinen şaşmaz bir ilahi adalet mekanizması vardır ve o, kimsenin hesabını atlamaz.
Edgar Cayce, İnsanın Kaderi adlı eserinde affetmenin neden hayati olduğunu çarpıcı biçimde izah eder. Cayce’e göre “Affediniz ve sizler de affedileceksiniz” emri boşuna verilmemiştir. İntikam almak, ateşin üstüne yağ atmakla eştir; yeni bir karma oluşturmak ve kötülüğü devam ettirmek demektir. Bize bir haksızlık yapıldığında buna nefretle karşılık verirsek, o kişiyle olan karmik bağımızı daha da kördüğüm haline getiririz. Bu durum, bizi o yıkıcı frekansta hapseder. Cayce, affetmenin negatif bir karmaya son vermenin yegâne yolu olduğunu söyler.
Dr. Karl Nowotny ise Bir Doktorun Ruhsal Dünyadan Mesajları isimli çalışmasında olaya daha psikolojik bir şifa yönünden yaklaşır. Nowotny, “Eğer şu küçücük ‘bağışlayıcılık’ kelimesi mevcut olmasaydı suç ve cinayetlerin sonu gelmezdi” der. İnsanın düştüğü en büyük hata, her yanlış hareketin bedelinin illa bir ceza ile ödenmesi gerektiğini düşünmesidir. Oysa anlayış ve bağışlayıcılık, psikolojik bakım ve şifanın nihai kanunudur. İntikam arzusu taşımamak, affetmek, o sarmalı kırmak anlamına gelir.
Vicdanın Evrimi: Dr. Bedri Ruhselman ve İlahi Nizam
Affetme olgusunu ruhun tekâmülü açısından en sistemli ve disiplinli şekilde ele alan kaynakların başında, Büyük Vazife Planı’ndan gelen tebliğ bilgilerini insanlık için derleyen Üstad Dr. Bedri Ruhselman‘ın muazzam eseri İlâhi Nizam ve Kâinat ile Mukadderat ve İcabat gelir.
Ruhselman, insanın tekâmül sürecini “vicdan mekanizması” üzerinden açıklar. Vicdan, durağan bir şey değil; insanın gelişimine paralel olarak sürekli üst seviyelere tırmanan bir düalite (ikilik) dengesidir. Evrimin alt basamaklarında vicdan, “intikam almak” ile “gasbetmek” arasında bocalar.
Ancak insan geliştikçe realiteler değişir. Ruhselman, babasını öldüren bir katile karşı duyulan hisler üzerinden sarsıcı bir örnek verir: Alt realitelerde yaşayan bir insan için katilden intikam almak, onu öldürmek vicdani bir hak gibi görülebilir. Ancak insan, idraki genişleyip üst realitelere (sevgi, şefkat, hoşgörü) geçtiğinde, vicdanın kutupları tamamen değişir. Artık o yüksek insan için mesele “intikam alayım mı, almayayım mı?” değildir. O yüce insan, karşısındaki katilin işlediği bu korkunç suç yüzünden evrensel yasalara göre yaşayacağı o muazzam ıstırapları hissederek ona acımaya başlar. Yüksek vicdan, “Bu adamın ruhsal azabını nasıl hafifletebilirim?” noktasına gelir.
İşte Ruhselman’ın sunduğu bu muazzam perspektif, affetmenin neden kozmik bir zorunluluk olduğunu gösterir. Affetmek; alt realitenin (kin, nefret, intikam) bağlarından çözülüp, vazife planının eşiğine, yani evrensel sevgiye ve Tanrısal şuura sıçramaktır. Bize kötülük yapan biri, aslında tahammül, sabır ve affedicilik kaslarımızı geliştirmemiz, eski dar realitemizden kurtulmamız için evrenin karşımıza çıkardığı zorlu bir “tekâmül sıçrama tahtası”dır.
Gerçek Bağışlamanın İlahi Sırrı: “Öteki”ni Kendinde Görmek
İslami tasavvuf geleneğinin zirve isimlerinden Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat ve Fusus’ul Hikem gibi eserlerinde, affetmenin insanı İlahi olana nasıl bağladığını açıklar. İbn Arabi’ye göre, bize kötülük yapana iyilikle ve en güzel tutumla karşılık vermek; nefsimizi ezmek, şeytanı yenilgiye uğratmak ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. Yüce Allah “Gafur” (Çok Bağışlayan) ve “Rahim” (Çok Esirgeyen)dir. İbn Arabi, Allah’ın nuruyla kullarının karanlık heyetlerini, günahlarını ve hatalarını örttüğünü belirtir. İnsan da başkasının kusurunu affedip örttüğünde, ilahi bir tecellinin mazharı (yansıma yeri) haline gelir. Aksi takdirde kin ve öfke kalbi karartır, insanı melekut âleminin nurlarından perdeler.
Peki içimizdeki öfke bu kadar diriyken, ego sürekli “ben haklıyım” diye bağırırken nasıl affedebiliriz? O yüksek mertebeye nasıl tırmanırız?
Bu sorunun cevabını yine Maurice Nicoll’ün Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı eserinde buluruz. Gurdjieff öğretisi, okuyucuyu derin bir aydınlanmaya götüren şu muazzam psikolojik sırrı verir: Biz başkalarını yargılarız; çünkü onların hatalarla dolu olduğunu düşünür, o yargıladığımız şeylerin aslında kendimizde de olduğunu asla kabul etmeyiz. Oysa gerçek bağışlama, karşımızdaki kişinin hatasını kendi içimizde de gördüğümüzde başlar. Nicoll bu sarsıcı gerçeği şöyle formüle eder:
Başkasında yargıladığınız bir şeyin aynısını kendinizde keşfetmenin, bütün durumu nötrleştiren sihirli bir etkiye sahip olduğunu hatırlayın. Bu, gerçek “bağışlama”dır.
Maurice Nicoll
Karşımızdaki kişi mekanik olarak, şuursuzca, bir makine gibi dürtüleriyle bize zarar vermiştir. Ancak biz de çoğu zaman mekanik, şuursuz, bencil ve hatalarla dolu değil miyiz? Kendini dürüstçe gözlemleyen, kendi içindeki çelişkileri ve karanlıkları (sahte kişiliğini) görebilen bir insan; başkasına nasıl kin tutabilir? Karşınızdakini kendiniz gibi, kendinizi de karşınızdaki gibi görebilirseniz, ona asla şiddet veya kin besleyemezsiniz. Siz ve o, aslında aynı kumaştan dokunmuş varlıklarsınız. İnsaf, merhamet ve nihai bağışlama, işte bu “birliğin” (vahdetin) idrakinden doğar.
Sonuç: Ruhun Simyası ve Kozmik Özgürlük
Bütün bu öğretilerin ışığında affetmek; yapılan kötülüğü onaylamak, haksızlığa boyun eğmek veya sınır ihlallerine göz yummak demek değildir. Affetmek, bir idrak sıçramasıdır. İçimizde kanayan yaraya şifa vermek; ruhumuzu geçmişin, öfkenin ve kibrin zindanlarından çekip çıkarmaktır.
Dr. Bedri Ruhselman’ın derlediği tebliğlerden Ergün Arıkdal’ın bilgeliğine; Beyaz Kartal’ın sevgi dolu rehberliğinden Edgar Cayce’nin karmik okumalarına; Muhyiddin İbn Arabi’nin tasavvufi derinliğinden Gurdjieff’in sarsıcı psikolojik analizlerine kadar tüm kaynaklar aynı evrensel gerçeği haykırır: Kin ve nefret, ağır bir kurşun gibi bizi yeryüzünün en kaba titreşimlerine çivilerken; affetmek bizi hafifletir, karmanın çarkını kırar ve ait olduğumuz evrensel ışığa doğru yükseltir.
Birini affettiğinizde geçmişte yaşanmış olan o acı olayı değiştiremezsiniz; fakat kesinlikle kendi geleceğinizi ve ruhsal kaderinizi değiştirirsiniz. Neden affetmeliyiz sorusunun en kısa cevabı şudur: Çünkü tekâmül etmek zorundayız. Ve o uzun, karanlık esaretin ardından, en nihayetinde asıl affettiğiniz, asıl özgürleştirdiğiniz ve zincirlerini kırdığınız kişinin bizzat kendiniz olduğunu anlarsınız.
Yararlanılan Kaynaklar
- Beyaz Kartal, Sevgide Ayrılık Yoktur
- Beyaz Kartal, İki Dünya Arasında Bağlantı
- Edgar Cayce, İnsanın Kaderi
- Ergün Arıkdal, Kendini Bilmek
- Ergün Arıkdal, Pozitif Yaşam
- Karl Nowotny, Bir Doktorun Ruhsal Dünyadan Mesajları (Cilt 1)
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar (Cilt 1-5)
- Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat (Cilt 1-2)
- Muhyiddin İbn Arabi, Fusus’ul Hikem
- Shakti Gawain, Yaratıcı İmgeleme
- Üstad Dr. Bedri Ruhselman (Derleyen), İlâhi Nizam ve Kâinat
- Üstad Dr. Bedri Ruhselman, Mukadderat ve İcabat
Okurken Dinleyin
639 Hz — Bağışlama & Kalp Çakra Şifası
Affetmenin titreşimine eşlik eden 639 Hz frekansı — kalp çakrasını yumuşatır, eski kırgınlıkların enerjisini çözer ve ruhun içsel hesaplarını kapatmasına alan açar. Bu yazıyı okurken arka planda bırakabileceğiniz sessiz bir meditasyon.
Sonat Mundi — United Colours of Sound | Meditasyon & Bilinç Müziği