İncinin Muhafızı Olmak: Değeri Ehline Teslim Etmenin Kozmik Hikmeti

Mizan: Her Şeyi Yerli Yerine Koymak

Kadim tasavvuf düşüncesinde evrenin özü ve yaratılışın temeli muazzam bir “mizan” (ölçü ve denge) üzerine kuruludur [1]. Muhyiddin İbn Arabi, ilahi mizanı açıklarken onun dilinin tam olarak “adalet sıfatı” olduğunu belirtir [2]. Bu ilahi terazinin bir kefesinde fiziksel madde alemi, diğer kefesinde ise akıl alemi yer alır [3]. Adaletin en temel tanımı ise “her şeyi yerli yerine koymak, hakkını sahibine teslim etmektir.”

Eğer elimizdeki bir güzelliği (bu bir sevgi, bir bilgi, bir tecrübe ya da maddi bir imkan olabilir) onun değerini takdir edemeyecek, onu taşıyamayacak veya yanlış yönlerde heba edecek birine sunarsak, ilahi mizanı kendi elimizle bozmuş oluruz. İbn Arabi’nin belirttiği gibi, ezelde insana emanet edilen yeteneklerin ve değerlerin hakkını vermeyip onları amacı dışında harcamak, insanın hem kendine hem de o değerlere karşı yapacağı bir “hainlik” olarak değerlendirilir [4]. Değerli olanı değersizleştirmek, mizan terazisini hafife almaktır [5]. Güzelliğin kendisi kadar, onun sunulduğu toprağın verimliliği ve o tohumu kabul etme kapasitesi de adaletin bir gereğidir.

Elden Verilen Hiçbir Kıymet Yoktur

Bu mizan ilkesi, ruhsal tekamül yasalarında bir adım daha ileri gider: evrende bedavaya hiçbir kazanç yoktur. Büyük spiritüalist Bedri Ruhselman‘ın çalışmalarında aktarılan ve ruhsal alem tebliğlerine dayanan en sarsıcı ilkelerden biri şudur: “Elden verilen hiçbir kıymet yoktur.” [6]

Ruhsal varlık Mustafa Molla’nın 7 Eylül 1949 tarihli bu tarihi tebliğinde, insanın kendi çabası, cehdi ve liyakati olmadan dışarıdan alacağı hiçbir hediyenin veya ihsanın gerçek anlamda ona bir fayda sağlamayacağı açıklanır [7]. Bir insan hiçbir gayret göstermeden, arzu etmeden ve çalışmadan önüne yığılan değerlerin kıymetini bilemez [8]. Dolayısıyla, bir başkasına onun hak etmediği, hazır olmadığı veya çaba sarf etmediği manevi bir değeri (örneğin derin bir hayat dersini, sınırsız bir hoşgörüyü veya yüksek bir bilgiyi) koşulsuz şartsız sunmak, o kişiye iyilik yapmak demek değildir.

İlahi nizamın işleyişinde “havadan ödül almak yoktur” [9]. Bir insanın hayatında kolayca elde ettiği gibi görünen bazı büyük liyakatler varsa bile, bunlar onun geçmişteki büyük çabalarının, ruhsal birikimlerinin ve faaliyetlerinin sonucudur [10]. Bizler birilerine hazır olmadıkları kolaylıkları ve manevi hazineleri sürekli “altın tepside” sunduğumuzda, onların kendi çaba mekanizmalarını felç ederiz. İlahi Nizam ve Kainat kitabında vurgulandığı gibi, insanların kendi tekamül ihtiyaçlarına göre olayları deneyimlemesi ve bu deneyimlerin muhasebesini yapması için önce buna “hak kazanmaları” gerekir [11]. Kendi çabasıyla pişmeyen bir ruha sunulan her hazır değer, onun gelişimini durduran birer engel haline gelir — bu da mizan yasasının bir başka görünümüdür.

Bilginin de Bir Sınırı Vardır

Bu mizan mantığı yalnızca maddi imkanlar için değil, bilginin kendisi için de geçerlidir. Birçok insan, sevginin veya manevi bilgilerin evrende sınırsız olduğunu ve ne kadar çok dağıtılırsa o kadar iyi olacağını varsayar. Oysa George Gurdjieff ve onun sistemleştiricisi P. D. Ouspensky’nin aktardığı ezoterik öğretilerde çok farklı ve sarsıcı bir gerçekle karşılaşırız: Bilgi de her şey gibi maddeseldir ve sınırlıdır. [12, 13]

Gurdjieff’in belirttiği üzere, fiziksel evrendeki su veya kum miktarı nasıl sınırlıysa, belirli bir zaman diliminde insanlığın kullanımına sunulan “yüksek bilgi” ve “şuur enerjisi” de belirli bir miktardadır [14, 15, 16]. Bilgi maddesi, onun değerini bilip özümseyebilecek sınırlı sayıdaki insanda toplandığında muazzam sonuçlar üretir [17, 18]. Ancak bu kıymetli cevher, henüz hazır olmayan milyonlarca insana bilinçsizce ve ölçüsüzce dağıtıldığında, adeta koca bir okyanusta seyrelen bir damla gibi etkisizleşir, çarpıtılır ve hatta negatif sonuçlar doğurur [19, 20]. Gurdjieff bu durumu kozmik bir benzetmeyle açıklar: “Bu tıpkı bir altın havuzu gibidir. Çok fazla kaşık daldırırsanız, her biriniz yalnızca azıcık altın alırsınız ve hiçbir faydasını görmezsiniz… Yoğunlaştığı takdirde, belirli sayıda zeki insan ortaya çıkacaktır. Ama dağıtırsanız hiç kimse zeki olmayacaktır.” [21]

Elimizdeki manevi güzellikleri, sevgiyi ve derin farkındalıkları hak etmeyen veya değerini bilmeyecek insanlara bol keseden dağıttığımızda, evrendeki o kıymetli “şuur cevherini” israf etmiş oluruz. Değerini bilmeyen bir zihin, kendisine sunulan yüksek bir fikri veya sevgiyi alır, kendi düşük varlık seviyesine indirger ve orada tamamen mekanikleştirerek yok eder [22]. Bu yüzden değer üretmek kadar, o değerin yoğunluğunu ve saflığını korumak da manevi bir sorumluluktur — bilgi mizanının dengesi böyle korunur.

Sırrı Ehli Olmayana Söylememek

Bilginin sınırlılığı, bu mizan yasasının bir uzantısı olarak, onu kime söyleyeceğimiz sorusunu da beraberinde getirir. Tasavvuf felsefesinin en büyük mürşitlerinden Seyyid Muhammed Nur’ul Arabi, Hz. Ali’nin (k.v.) derin sözlerini şerh ederken bu konuya hayati bir vurgu yapar. Hz. Ali’nin meşhur hikmetlerinden biri şudur: “Kişi bilmediği şeye düşman kesilir ve her kişiye aklı yettiği kadar söylemek gerekir.” (El-mer’ü adüvvün bima cehlün) [23] Bu ilkeyi destekleyen Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şu uyarısı da kozmik bir iletişim kuralıdır: “İnsanlarla konuşurken onların akıllarının ölçülerine göre konuşunuz.” (Kellim-u en-nasu ala kadrü ukulihim) [24]

Manevi bilgileri ve içsel sırları ehli olmayanlara açmanın yaratacağı tehlikeyi tasavvuf ehli şu düsturla özetlemiştir: “El esrar-ı hafez-u hâ an-il ağyar” (Hakikatin ehli olmayanlardan sırları sakınınız). [25] Çünkü hakikatin ne olduğunu bilmeyen, manevi güzelliklerin değerini takdir edemeyen bir zihne o güzellikleri sunmak, onda sadece şüphe, öfke ve inkar uyandıracaktır. Nitekim Seyyid Muhammed Nur’ul Arabi şu sert ama gerçekçi uyarıyı yapar: “Emaneti ehil olmayana ısmarlama. Eğer ehlinin gayrına tevdi edersen, zalim ve cahil olursun!” [26] Birine taşıyamayacağı büyüklükte bir sevgi, kaldıramayacağı bir samimiyet veya idrak edemeyeceği bir bilgelik sunduğunuzda, o kişi bu yükün altında ezilir. Ezildikçe de savunma mekanizması olarak sunduğunuz o güzelliğe, o değere düşman kesilir; sizi değersizleştirmeye, sunduğunuz inciyi çamura atmaya çalışır. Dolayısıyla, güzellikleri “değerini bilmeyecek” insanlara sunmak, sadece o değere değil, o insanın kendisine de zarar vermektir; çünkü onu bilmeden günaha ve inkar bataklığına sürüklemiş olursunuz — mizan burada da bozulmuş olur.

Fedakarlık mı, Ruhsal Kibir mi?

Peki, bizi elimizdeki tüm güzellikleri “herkese, koşulsuz şartsız dağıtma” yanılgısına düşüren şey nedir? Çoğu zaman kendimizi çok fedakar, çok sevgi dolu ve adeta birer “kurtarıcı” olarak görürüz. Oysa bu aşırı verme eğiliminin arkasında, ruhsal tekamülün en sinsi engellerinden biri olan “ruhsal kibir” (vanity) saklanıyor olabilir [27]. Bu da bir tür mizan meselesidir: ne kadar, kime, ne zaman.

Silver Birch tebliğlerinde, insanın yaptığı hayırlı işlerdeki “maksadın” ruhsal gelişimdeki tek ölçüt olduğu belirtilir: “Maksat mihenk taşıdır. Kanunu aldatamazsınız… Fiili işlemekteki maksad tatmin olmak mı yoksa hizmet etmek mi?” [28, 29] Eğer bizler, sırf kendimizi iyi hissetmek, başkalarının gözünde yücelmek, “ne kadar da fedakar bir insan” olduğumuzu kendimize kanıtlamak için elimizdeki maddi ve manevi değerleri hesapsızca saçıyorsak, burada gerçek bir hizmetten söz edilemez [30, 31]. Bu, sadece sahte kişiliğimizin ve egomuzun (öznel kibirimizin) gizli bir tatmin arayışıdır [32, 33]. Halil Cibran’ın Ermiş adlı eserinde ifade ettiği gibi: “Sahip oldukları çok malın pek azını verenler vardır; bunu nam olsun diye yaparlar ve gizli arzuları hediyelerini yozlaştırır.” [34]

Gerçek hizmet ve gerçek sevgi, karşı tarafın ihtiyacını, kapasitesini ve hazır bulunuşluğunu gözetmektir. Karşı tarafın hazır olmadığını gördüğü halde ona ısrarla kendi güzelliklerini dayatmak, bencilce bir “kendini gerçekleştirme” çabasıdır. Gerçekten bilge olan insan, ne zaman vereceğini bildiği kadar, ne zaman durması ve geri çekilmesi gerektiğini de bilir — mizan onun içinde çalışır.

Kendi Fenerini Söndürmemek

Ruhsal bilgiler ışığında, her bir insanın aslında kozmik enerjileri dönüştüren ve yayan birer “iletim istasyonu” veya “akümülatör” olduğu belirtilir [35, 36, 37]. Bedenimiz ve zihnimiz, bu ilahi enerjilerin dünyada tezahür etmesini sağlayan enstrümanlardır [38]. Ancak her akümülatörün ve pilin olduğu gibi, insanın da dünyasal plandaki enerji kapasitesi sınırlıdır [39, 40].

Gurdjieff’in merkezler ve akümülatörler teorisinde açıkladığı gibi, insanın düşünme, hissetme ve hareket merkezleri sürekli enerji tüketir ve bu enerjinin belirli aralıklarla dengeli bir şekilde yenilenmesi gerekir [41, 42]. Eğer bizler, sınırlarımızı çizmeden, önümüze gelen her insana kendi yaşam enerjimizi, sabrımızı, sevgimizi ve zamanımızı ölçüsüzce dağıtırsak, içsel akümülatörlerimizi tamamen kuruturuz [43, 44]. Sonunda kendimizi bedensel ve ruhsal olarak tükenmiş, çökmüş ve hiçbir işe yaramaz bir halde buluruz [45, 46].

Kozmik bir istasyon olarak kendi sağlığımızı, huzurumuzu ve dengemizi korumak bencilce bir eylem değil, tam aksine vazifemizi sürdürebilmek için yerine getirmemiz gereken kutsal bir sorumluluktur [47]. Kendisi karanlığa gömülmüş bir fener, başkalarının yolunu aydınlatamaz. Sınır çizmek, fenerin camını muhafaza etmektir; böylece rüzgar ışığı söndüremez ve ışık sadece doğru yöne, ihtiyacı olan yere odaklanabilir. Bu da mizan dengesinin bedensel/ruhsal düzeydeki karşılığıdır.

Sonuç: Kendi İncinin Muhafızı Olmak

Beyhan Budak’ın dikkat çektiği maddi ve manevi güzellikleri değerini bilecek insanlara sunma ilkesi, bizi hayattan el çekmeye veya bencilce içimize kapanmaya davet etmez. Aksine, bizi daha bilinçli, daha adil ve daha dengeli bir paylaşım ahlakına — yani mizan bilincine — çağırır.

Elimizdeki incileri, onların değerini bilmeyecek, onları ezip geçecek yerlere saçmaktan vazgeçtiğimizde; o incileri gerçekten arayan, onlara değer veren ve o incilerle kendi hayatını aydınlatacak olan ruhlara yer açmış oluruz. Unutmamak gerekir ki, evrende her değer kendi liyakatiyle buluştuğunda çoğalır [48, 49] — mizan her zaman kendi dengesini bulur.

Kendi içinizdeki güzelliklerin, sevginin, bilginin ve zamanın değerini önce siz bilmelisiniz. Siz kendi hazinenizin onurunu koruyup onun muhafızı olduğunuzda, hayat da sizi o hazinenin kıymetini bilen “emin ellerle” karşılaştıracaktır. Değerlerinizi israf etmeyin; onları birer tohum gibi, yalnızca yeşerebileceği, sevgiyle sulanacağı ve meyve vereceği verimli topraklara ekin.


Sonnotlar ve Atıf Detayları — 49 kaynak (görmek için tıklayın)
  1. Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat 1. Cilt, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2005, s. 442.
  2. Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat 1. Cilt, s. 443.
  3. Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat 1. Cilt, s. 443.
  4. Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat 1. Cilt, s. 389.
  5. Muhyiddin İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat 1. Cilt, s. 444.
  6. Bedri Ruhselman, Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri (Derleyen: Halid Süleyman), İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1996, s. 120.
  7. Bedri Ruhselman, Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri, s. 121.
  8. Bedri Ruhselman, Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri, s. 121.
  9. Bedri Ruhselman, Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri, s. 118.
  10. Bedri Ruhselman, Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri, s. 119.
  11. Bedri Ruhselman (Vazifeli Plan), İlahi Nizam ve Kainat, İstanbul: MTİAD Yayınları, 2013, s. 240.
  12. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001, s. 142.
  13. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2002, s. 95.
  14. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 143.
  15. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001, s. 82.
  16. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 95.
  17. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 144.
  18. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 96.
  19. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 145.
  20. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 96.
  21. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 82.
  22. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 104.
  23. Seyyid Muhammed Nûr’ul-Arabî, Şerh‐i Kelâm‐ı İmam Ali (hz_pir_muhammed_nurul_arabiyyul_melami.pdf içinde), s. 209.
  24. Seyyid Muhammed Nûr’ul-Arabî, Şerh‐i Kelâm‐ı İmam Ali, s. 209.
  25. Seyyid Muhammed Nûr’ul-Arabî, Şerh‐i Kelâm‐ı İmam Ali, s. 209.
  26. Seyyid Muhammed Nûr’ul-Arabî, Burhânü’s Salikîn, s. 217.
  27. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001, s. 78.
  28. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995, s. 202.
  29. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, s. 206.
  30. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, s. 202.
  31. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, s. 206.
  32. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 78.
  33. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 85.
  34. Halil Cibran, Ermiş, İstanbul: Akaşa Yayınları, s. 86.
  35. G. I. Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995, s. 66.
  36. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, s. 69.
  37. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 106.
  38. Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, s. 201.
  39. G. I. Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar, s. 68.
  40. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 105.
  41. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 83.
  42. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 106.
  43. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 83.
  44. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 106.
  45. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 83.
  46. P. D. Ouspensky, Kendini Bilmek, s. 106.
  47. Beyaz Kartal, Beyaz Kartal I – İki Dünya Arasında Bağlantı, İstanbul: Akaşa Yayınları, s. 35.
  48. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 80.
  49. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-3, s. 82.

Kaynakça — 10 eser (görmek için tıklayın)
  • White Eagle (Beyaz Kartal). Beyaz Kartal I – İki Dünya Arasında Bağlantı. İstanbul: Akaşa Yayınları, 1999.
  • Arabi, Muhyiddin İbn. Tefsir-i Kebir Te’vilat. Cilt 1. İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Cibran, Halil. Ermiş. İstanbul: Akaşa Yayınları, 2004.
  • Gurdjieff, George Ivanovich. Gerçek Dünyadan Manzaralar. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995.
  • Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar. Cilt 1, 2, 3. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001-2002.
  • Ouspensky, Pyotr Demianovich. Kendini Bilmek. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2002.
  • Ruhselman, Bedri. Bedri Ruhselman Metafizik Görüşleri. (Derleyen: Halid Süleyman). İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1996.
  • Ruhselman, Bedri (Vazifeli Plan). İlahi Nizam ve Kainat. İstanbul: MTİAD Yayınları, 2013.
  • Seyyid Muhammed Nûr’ul-Arabî. Şerh‐i Kelâm‐ı İmam Ali ve Burhânü’s Salikîn. (hz_pir_muhammed_nurul_arabiyyul_melami.pdf içinde). İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, t.y.
  • Silver Birch. Öte Alemden Gelen Hikmet. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995.