⏱ 16 dk okuma
Giriş: Heves ile Şuurun Ezeli Çatışması
Modern hayatın gürültüsü içinde hepimiz aynı sessiz soruyla karşı karşıya kalırız: kendimizi ifade etme, kanıtlama ve görünür olma telaşımız, gerçekten bize mi ait? Bu telaş çoğu zaman içimizde büyük bir çalkantı ve sahte bir canlılık hissi bırakır — kadim öğretilerin “hamaset” dediği o gürültülü, geçici, dış etkilere göre şekillenen heves hâli.
Hakikat ise tam tersi bir yerde durur: sessiz, derin, değişmeyen, her şeyi olduğu gibi gören bir uyanıklık. Hamaset fanidir, sığdır, rüzgârla gelir rüzgârla gider; hakikat ise varlığın özünde, dikey bir şuur genişlemesiyle idrak edilen baki bir gerçekliktir. Bu yazıda Gurdjieff-Ouspensky ekolünün, Eckhart Tolle’nin, Ergün Arıkdal’ın ve tasavvufun tevhid anlayışının izinden giderek, hamasetin nereden geldiğini, bugün hangi yüzlerle karşımıza çıktığını ve bu illüzyondan sıyrılıp hakikatin sessiz vakarına nasıl uyanabileceğimizi birlikte keşfedeceğiz. Kısacası hamaset, kendimize anlattığımız güzel bir yalandır; hakikat ise o yalan sustuğunda geriye kalandır.

Sahte Kişilik: Hamaset Nasıl Doğar?
Gurdjieff-Ouspensky ekolüne göre insanın en büyük yanılsaması, kendini tek, sürekli ve irade sahibi bir “bütün” sanmasıdır [1]. Oysa gerçek tablo çok daha dağınıktır: sıradan insan aslında bir çokluktur; zihninde, duygularında, bedeninde sürekli değişen, birbirini tanımayan sayısız küçük “ben” yaşar [2]. Kişinin bu iç kaosa rağmen kendine hayali bir bütünlük atfetmesi, “yaparım, kararlarımı ben veririm” sanrısına kapılması, tamamen hayal gücünün bir ürünüdür [3]. Hamaset, işte tam bu noktada, bu hayali bütünlüğü savunma refleksi olarak devreye girer.
Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı eserinde bunu çarpıcı bir tespitle özetler: her insan hayatta kendini bir şekilde “icat eder” [4]. Bu kurgusal icada Sahte Kişilik (False Personality) denir — bütünüyle bir imajdan, “yapar görünmekten” ve dış dünyanın beklentilerine göre şekillenen maskelerden oluşan bir yapı [5][6]. Nicoll, soylu atalarıyla böbürlenen bir gündelikçi kadını ya da kendi bilgisiyle kibirlenen bir entelektüeli anlatır — ikisi de aynı kökten gelen, Sahte Kişiliğin kendini besleme çabası olan birer hamaset örneğidir [7].
Bugün bu “kendini icat etme” çılgınlığı belki de zirvesini sosyal medyanın parlak vitrininde yaşıyor: sahte dijital kişilikler inşa edip durmadan övgü, onay ve takdir peşinde koşuyoruz [8]. George Ivanovich Gurdjieff, insanlığı bu uykuda tutan, kendi gerçek hâlini görmekten alıkoyan ipnotik kuvvete “Kundalini” adını verir [9] — bu hipnozun altındaki insan, aslında bir koyun olduğu hâlde kendini aslan ya da kartal sanan bir fantezi dünyasında yaşar [10].
Sahte Kişiliğin elindeki en güçlü iki silah “tamponlar” (buffers) ve kendini haklı çıkarmadır [11]. Tamponlar, zihindeki çelişkili inanç ve davranışlar arasına örülen kalın duvarlardır [12]; bu duvarlar sayesinde insan kendi içindeki devasa tutarsızlıkları görmez, her koşulda “ben her zaman haklıyım” illüzyonunu korur [13]. Nicoll’ün dediği gibi, “mekanik davranışımızı haklı çıkaran ve makineler olduğumuzu görmekten bizi alıkoyan şey, kendini beğenmişliktir” [14]. İşte hamaset, tam da bu kendini beğenmişliğin dışa vuran gürültülü, iddialı sesidir.
Egosal Dramalar ve Hamaset: Haklı Çıkma Uğruna Kopan Fırtınalar
Modern spiritüel öğretmen Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü ve Varolmanın Gücü kitaplarında egonun bu derin işlev bozukluğunu çok net anlatır. Tolle’ye göre ego, “ben” kelimesini zihindeki bir imajla — mülkiyet, bilgi, sosyal statü, inanç sistemleri gibi dışsal formlarla — karıştırmaktan doğan sahte bir benlik duygusudur [15]. Sürekli bir yetersizlik ve tehdit hissiyle yaşadığı için de durmadan savunulmaya, beslenmeye ihtiyaç duyar [16]. Hamaset, egonun bu açlığını doyurmak için başvurduğu en gürültülü yöntemdir.
Egonun en sevdiği besin, “haklı çıkma” ve karşı tarafı “haksız çıkarma” arzusudur [17] — Tolle bunun, derin bir bilinçsizlikten doğan gizli bir şiddet biçimi olduğunu söyler [18]. Kendi cümleleriyle: “Bir kez zihninizle özdeşleşmeyi bıraktığınızda, haklı ya da haksız olmanız benlik duygunuz için hiçbir fark yaratmaz… O zaman benlik duygunuzu zihninizden değil, içinizdeki daha derin ve gerçek bir yerden alırsınız” [19].
Haklı çıkma hırsı kaçınılmaz olarak dramalar üretir [20]. Egosal zihin hayatı düşmanca bir evren gibi algılar, diğer egolarla sürekli bir güç mücadelesine girer [21]: “iki ya da daha fazla ego bir araya geldiğinde, şu ya da bu türden bir drama ortaya çıkar” [22]. Günümüzün sosyal ve kültürel düzeyindeki hamaset, aslında bu egosal dramaların kolektif sahneye taşınmasından başka bir şey değildir [23]. Milliyetçi, siyasi ya da dini kimliklerle aşırı özdeşleşen ego, kendi sahte büyüklüğünü kanıtlamak ve içindeki yetersizlik korkusunu bastırmak için gürültülü sloganların, hamasi savunmaların arkasına saklanır [24]. Hakikat ise savunulmaya ihtiyaç duymaz; çünkü gerçek olan her şey kendi kendinin kanıtıdır [25].
Duygusallık ve Hamaset: “Duygusal İnsan Hür Olamaz”
Neo-spiritüalizmin Türkiye’deki öncülerinden Üstad Ergün Arıkdal, Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek ve Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam adlı eserlerinde, ruhsal gelişimin önündeki en büyük engellerden birinin “duygusallık” — yani duygu sömürüsü ve kontrolsüz heyecanlar — olduğunu söyler. Onun çarpıcı tespitiyle: “Duygusallık, manevî bünyemizi kemiren zararlı bir kurttur” [26]. Hamaset de çoğu zaman bu kurdun sırtına biner, kendini heyecan ya da coşku diye satar.
Çoğumuz duygusal taşkınlıklarımızla, ağlayıp sızlamalarımızla ya da “şairlik hayallerimizle” gurur duyar, bunu yüksek bir spiritüellik sanırız [27]. Oysa Arıkdal’a göre bu durum şuursuz bir esarettir: “Yüreği parçalanmak, gözleri yaşarmak, şairlik hayalleri kurmak duygululuk değildir… İnsan, aklî davranış ve objektif değerlendirmeleriyle şuursal ve ruhsal gelişme gösterir” [28]. Pozitif Yaşam‘da geçtiği gibi, kısa ve net: “Duygusal insan hür olamaz” [29].
Duygusal insan kendi aklına, yüksek zekâsına değil; içgüdülerine, arzularına ve dışarıdan gelen mekanik uyarılara bağlıdır [30]. O aktif bir eylemci değil, dış etkilere sadece tepki veren bir makinedir [31] — “duygusal insanın seçme özgürlüğünü kullanabilmesi neredeyse imkânsızdır” [32]. Hamaset de tam olarak burada, bu duygusal esaretin en yaygın kışkırtıcısı olarak devreye girer: akıl ve şuur süzgecinden geçmemiş hamasi söylemlerle coşarız, anlık öfkelerle doluruz ya da büyük bir hüzne kapılırız. Bu da şuur enerjisinin boşa harcanmasından, ruhsal potansiyelin dejenere olmasından başka bir şey değildir [33].
Tekâmül, duygusallığı yok etmek değildir; onu akılla desteklenerek kontrol altına almak ve Teklik (Vahdet) gerçekliğine taşımaktır [34].
Tasavvufun Derinliği: Mansur’un “Enel Hakk”ı ve Firavun’un “Enel Rabbüküm”ü
Tasavvuf, hamaset ile hakikat arasındaki bu ayrımı nefsin mertebeleri ve tevhid idraki üzerinden belki de en çarpıcı şekilde anlatır. Nefsin en alt basamağı olan “nefs-i emmâre” (kötülüğü emreden nefis), egonun ve hamasi heveslerin merkezidir [35]; kişi kendini bağımsız bir varlık, her şeyi kendi gücüyle yapan müstakil bir güç odağı sandığı sürece bu karanlıktan çıkamaz [36].
Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Lübb’ül-Lübb (Özün Özü) ve Fusûsu’l-Hikem adlı eserlerinde varlığın birliğini — Vahdet-i Vücûd’u — anlatır. Ona göre gerçekte var olan yalnızca Allah’tır; yaratılmış her şey O’nun isim ve sıfatlarının bir yansımasıdır [37]. Kulun kendinde müstakil bir varlık görmesi en büyük yanılgıdır: “Vücudum diye zannettiğin vücud senin değildir. Vücut, vücudullahtır, gayrının vücudu yoktur” [38].
İbnü’l-Arabî’nin takipçisi, Melâmî pîri Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, ruhsal gelişim yolundaki (seyr u sülûk) en büyük tehlikelerden birinin “kulun Hakk’ı tekvin ihtimali” olduğunu söyler [39]. Tekvin, kulun kendi zihnindeki kuruntularını, hayallerini, nefsani arzularını “ilahî hakikat” sanması, kendi kafasında bir Tanrı yaratmasıdır [40] — spiritüel hamasetin belki de en uç noktası budur. İnsan, kendi nefsinin ürettiği coşku ve hayalleri ilahî birer tecelli sanarak aldanır [41].
Tasavvufta hamaset ile hakikat arasındaki bu ince ve keskin çizgi, Hallâc-ı Mansûr ile Firavun’un iddiaları arasındaki farkla sembolize edilir. Melâmî kaynaklarına göre Mansûr, kendi cüz-i ihtiyarını (bencil iradesini) ortadan kaldırıp vahdet şarabıyla sarhoş olduğunda, kendi şahsiyeti tamamen yok olmuş (fena bulmuş) ve dilinden iradesiz bir şekilde “Enel Hakk” — “Ben Hakk’ım” — nidası dökülmüştür [42]. Bu nida bencil bir iddia değil, mutlak hakikatin kendisidir ve Mansûr için bir rahmettir [43].
Firavun ise tam tersine, kendi enaniyeti, kibri ve dünyevi hamasetiyle “Enel Rabbüküm” — “Sizin en yüce rabbiniz benim” — demiştir [44]. Mansûr’un “Enel Hakk”ı hakikatin sessiz uyanışıyken, Firavun’un iddiası hamasetin ve lanetin ta kendisidir [45].
Aşmanın Yolları: Makul Vicdan ve Hiçlik Makamına Doğru
Hamaset bir uykudur; ondan uyanıp hakikatin dinginliğine ulaşmak kolay bir yürüyüş değildir, çetin bir içsel mücadele ve şuurlu bir cehit ister. Ama kadim kaynaklar bize somut, uygulanabilir yollar da gösteriyor:
- Eleştirel Olmayan Kendini Gözlemleme ve Özdeşleşmeme: George Ivanovich Gurdjieff‘in söylediği gibi, uyanışın ilk adımı kendi mekanikliğimizi, içimizdeki çelişkili “ben”leri ve Sahte Kişiliği dürüstçe gözlemlemektir [46]. Dış dünyadan gelen uyarılara hemen tepki vermemek, içsel olarak onlardan bir adım geri çekilmek esastır [47]. Eckhart Tolle‘ün ifadesiyle, zihinle ve düşüncelerle araya mesafe koyup gözlemleyen tanık şuur (Varlık) olmak, egoyu hızla eritir [48].
- Kendi Hiçliğini Hissetmek: İnsanın tek başına hiçbir şey yapamadığını, bir makineden ibaret olduğunu, kendinde kalıcı bir “Ben” bulunmadığını derinlemesine idrak etmesi gerekir [49]. Maurice Nicoll‘ün dediği gibi, “kişinin bir makine olduğunun kavranmasından doğan çaresizlik ve hiçlik hissinin negatif duygularla hiçbir ilgisi yoktur… bu duygunun gerisinde huzur yatar” [50]. Bu hiçlik idraki, kibir ve gurur devlerini devirip Sahte Kişiliği pasifleştirir [51] — Rıza Makamı‘na açılan kapı da tam burasıdır.
- Makul Vicdanı Harekete Geçirmek: Üstad Ergün Arıkdal, nefsani duygusallık dalgalarını aşmanın yolunun “Makul Vicdan” olduğunu söyler [52]: vicdanın akıl ve objektif bilgiyle desteklenerek kullanılması [53]. Böylece insan anlık hamasi coşkularla değil, serinkanlı, adil, saygılı ve vazife şuuruyla hareket edebilir [54]. “Artık bu devir, rastgele duygusal hareket etme devri değil; bir bilgiyle hareket etme devridir” [55] — ve bu, zamana yayılan ısrarlı bir sabrı gerektirir. Hamaset kolay gelir, sabır zor — ama kalıcı olan hep ikincisidir.
- Mürşid-i Kâmil ve Rehberlik: Kendi kendimizi gözlemlerken “kendini haklı çıkarma” ve tamponlar yoluyla kendimizi kandırma eğilimimiz çok güçlüdür [56]. Bu yüzden objektif bir rehberin (Mürşid-i Kâmil) aynalığına, uyanmış bir şuurlu topluluğun desteğine ihtiyaç duyarız [57]. Mürşid, sâlikin vehmindeki ikiliği ve nefsindeki zulmet perdelerini kaldırıp ona hakikati gösterir [58].
Sonuç: Hevesin Fenasından Hakikatin Bekasına
Hamaset, insan ruhunun uykuda gördüğü gürültülü, renkli ve aldatıcı bir rüyadır — egonun kendi varlığını onaylatmak, içindeki boşluğu doldurmak için sahneye koyduğu umutsuz bir illüzyon oyunu [59]. Ama bu oyun er ya da geç daha fazla acı, drama ve karmaşa üretir [60]. Acı da zaten egonun için için yanıp kül olduğu bir ateştir; sonunda insanı sahte olanı bırakmaya zorlar [61].
Hakikat ise tüm bu gürültülü iddialardan, sahte maskelerden, yapay rollerden arınmış; sessiz ve baki olan kozmik düzenin ta kendisidir [62]. İnsan, Sahte Kişiliğin o ağır ve süslü paltosunu üzerinden çıkarıp attığında, kendi öz varlığının hakiki incinmezliğini keşfeder [63]. Bu uyanış, kendi hiçliğini ve kozmik birlik içindeki gerçek yerini idrak etmesiyle başlar [64].
Unutmayalım: “Yalanlar Öz’ü öldürür” [65]. Kendimiz hakkında kurduğumuz hayali tasavvurlar, hamasi iddialar, ruhsal gelişimi durduran birer zehirdir [66]. Hakiki güç, gösterişli ve gürültülü çıkışlarda değil; şuurun sessiz vakarında, vicdanın adil fısıltısında, bir mürşidin elinden içilen hakikat badesindedir [67]. Hamasetin geçici heveslerinde yok olmaktan kurtulup hakikatin sonsuz bekasına uyandığımızda, kozmik nizamın ve ilahî nurların süzdüğü ebedi şuurun bir parçası hâline geliriz [68].
Sonnotlar ve Atıf Detayları — 68 kaynak (genişletmek için tıklayın)
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001, s. 239.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 239.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 239.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-4, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2002, s. 15.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, İstanbul: Koridor Yayıncılık, 2007, s. 25.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 31.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 31.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, İstanbul: Akaşa Yayınları, 1997, s. 67.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 67.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 63.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 63.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 63.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 187.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 187.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 187.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, s. 25.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, s. 25.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, s. 25.
- Üstad Ergün Arıkdal, Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek, İstanbul: Enstitü Yayınları, 2023, s. 84.
- Üstad Ergün Arıkdal, Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek, s. 84.
- Üstad Ergün Arıkdal, Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek, s. 84.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, İstanbul: Enstitü Yayınları, 2025, s. 266.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 266.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 266.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 266.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 178.
- Üstad Ergün Arıkdal, Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek, s. 84.
- Sevim Yılmaz, “Yunus Emre’de Nefs Mertebeleri”, DergiPark, 2025, s. 42.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd, vr. 13ᵃ.
- P. D. Ouspensky, İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1994, s. 458.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, s. 126.
- Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Lübb’ül-Lübb (Özün Özü), s. 19.
- Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Lübb’ül-Lübb (Özün Özü), s. 19.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 239.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 119.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 119.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 119.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 119.
- G. I. Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar, İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995, s. 70.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, s. 25.
- P. D. Ouspensky, İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”, s. 458.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 28.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 28.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 28.
- Üstad Ergün Arıkdal, Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam, s. 306.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 239.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 126.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 126.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 67.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 187.
- Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü, s. 25.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-2, s. 277.
- Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, s. 227.
- P. D. Ouspensky, İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”, s. 458.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-4, s. 15.
- Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar Cilt-1, s. 239.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 126.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî, Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali, s. 119.
Kaynakça
- Arıkdal, Ergün. Özgürlüğün Anahtarı: Kendini Bilmek. İstanbul: Enstitü Yayınları, 2023.
- Arıkdal, Ergün. Hayatın Hedefi: Pozitif Yaşam. İstanbul: Enstitü Yayınları, 2025.
- Gurdjieff, George Ivanovich. Gerçek Dünyadan Manzaralar. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1995.
- İbnü’l-Arabî, Muhyiddin. Lübb’ül-Lübb (Özün Özü). İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1996.
- Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar. Cilt 1, 2, 4. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 2001-2002.
- Ouspensky, Pyotr Demianovich. İnsanın Gerçeği “Kendini Bilmek”. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, 1994.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî. el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, t.y.
- Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî. Şerh-i Kelâm-ı İmam Ali. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları, t.y.
- Tolle, Eckhart. Şimdinin Gücü. İstanbul: Akaşa Yayınları, 1997.
- Tolle, Eckhart. Varolmanın Gücü. İstanbul: Koridor Yayıncılık, 2007.
- Yılmaz, Sevim. “Yunus Emre’de Nefs Mertebeleri”. DergiPark, 2025.