Dedikodu, Fitne ve Fesatlığın Ruhsal ve Enerjetik Boyutu

Dedikodu ve fitnenin enerjetik karanlığının ilahi ışığa dönüşümünü simgeleyen ruhsal görsel

Dedikodu ve Fitne: Görünmez Bir Enerji Kirliliği

İnsanlık tarihi boyunca var olmuş tüm kadim inanışlar, felsefi akımlar ve dinler; dedikodu, fitne, fesat, haset ve iftira gibi kavramları en büyük ahlaki zafiyetler ve ruhsal hastalıklar olarak tanımlamıştır. Yüzyıllardır aktarılan kutsal metinlerde ve ahlak öğretilerinde bu davranışlar, yalnızca toplumsal düzeni bozan basit hatalar olarak değil, insanın yaratıcısıyla ve evrenle olan ilahi bağını koparan, onu manevi bir karanlığa sürükleyen ağır suçlar olarak görülmüştür. Ancak bu kavramların salt birer "kötü alışkanlık" olmanın ötesinde, kozmik nizamda ne anlama geldiğini, enerji olarak nasıl bir yapıya sahip olduğunu ve ruhun tekâmül serüveninde ne gibi yıkıcı etkilere yol açtığını anlamak için, konuyu deneysel ruhçuluk (spiritizm) ve metapsişik bilimler ışığında incelemek gerekmektedir.

Başkalarının arkasından kurulan her tuzak, söylenen her kötü söz, aslında kendi ruhumuza giydirdiğimiz ateşten bir gömlektir.

Spiritüel ve ruhçu bakış açısına göre evrendeki her şey bir enerjidir ve düşüncelerimiz de bu enerjinin en güçlü, en somut yansımalarından biridir. İnsanlar genellikle ağızlarından çıkan bir dedikodunun veya içlerinde büyüttükleri bir fesatlığın havaya karışıp kaybolduğunu zannederler. Oysa durum hiç de böyle değildir. Üstad Ergün Arıkdal’ın Kendini Bilmek adlı eserinde çok net bir biçimde açıkladığı gibi, dünyamızda fiziksel çevre kirliliğinden önce çok daha tehlikeli olan "düşünsel kirlilik" (mantal kirlilik) başlamıştır. Üstad Ergün Arıkdal, yeryüzünde yaşamakta olan varlıkların kötü, geri seviyeli ve negatif enerjilerle, dedikodu ve fesatlık dolu düşüncelerle meydana getirdikleri devasa bir imajinatif kirlilik olduğunu belirtir. Bu düşünsel kirlilik, adeta dev bir ayna gibi yeryüzünde kendine uygun, düşük titreşimli yerler ve kişiler bulur; onları harekete geçirir ve negatif olayların fitilini ateşler. Yani bir kişi hakkında dedikodu yaptığınızda veya ona karşı içinizde bir kin ve fesatlık beslediğinizde, sadece o kişiye ahlaken haksızlık etmiş olmazsınız; aynı zamanda dünya atmosferine zehirli, karanlık bir enerji partikülü salarak bu devasa zihinsel çöplüğü beslemiş olursunuz.

Düşüncenin Yaratıcı Gücü ve Kendi Yarattığımız Karanlık

Bu karanlık enerjinin doğasını ve mekanizmasını daha iyi kavrayabilmek için düşüncenin yaratıcı gücüne bakmamız gerekir. Cannon’un Ölümün Ötesi isimli çalışmasında aktardığı celselerde ifade edildiği üzere, düşünceler kesinlikle gerçek tezahürlerdir ve bizzat enerjinin kendisidir. Bir insan bir başkası hakkında fitne ve fesat ürettiğinde, bu yoğun olumsuz duygu evrende somut bir enerji formu oluşturur. İnsanlar genellikle dışarıda dolaşıp ruhları ele geçiren, onlara kötülük yaptıran boynuzlu bir "Şeytan" ya da "kötü ruhlar" arama eğilimindedirler. Oysa Cannon’un eserinde vurgulandığı gibi, spiritüel âlemde enkarne olmuş somut bir kötülük kavramı yoktur; kötülük yalnızca iki güç arasındaki uyumsuzluktur. İnsanlar, dedikodu ve iftira üreterek, kin ve fesatlık düşünerek bizzat bu şeytani enerjileri kendi elleriyle yaratırlar. "Bunu bana şeytan yaptırdı" diyerek sorumluluktan kaçmak, sadece insanın kendi ürettiği bu negatif enerji formlarına daha fazla güç vermesinden ibarettir.

İçimizdeki "İftiracı Benler": Dedikodunun Psikolojik Kökeni

Peki, insan neden bu kadar yıkıcı bir eylem olan dedikodu ve fitneye yönelir? Bu sorunun psikolojik ve ezoterik kökenlerini Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı eserde bulmaktayız. Bu eserde insanın iç dünyasında barındırdığı sahte kişiliklerden, yani "iftiracı benlerden" bahsedilir. Bu iftiracı benlerin (egoların) en büyük hazzı ve aktivitesi, başkalarını karalamak, olayları çarpıtmak ve dedikodu yapmaktır. Bu varlıklar, insanın zihinsel ve duygusal malzemelerini öyle bir karıştırır ki, kişi en samimi ve temiz şeylerde bile bir kötülük aramaya başlar. Eserde bu durum, İncillerde de geçen ve her şeyin en kötü yönünü görmeye karşılık gelen "Kutsal Ruha karşı günah" ile bağdaştırılır. İftira ve dedikodu üreten bu "ben"ler, insanın içindeki enerjiyi adeta bir vampir gibi emer ve kişinin ruhsal uyanışını, kendini bilme yolculuğunu tamamen bloke eder. İçimizdeki bu sahte benlikle yüzleşmek, içimizdeki "Ben"i boğazlamak yani gerçek anlamda nefsi terbiye etmekle mümkündür.

Psişik Vampirlik: Enerjinizi Kim Çalıyor?

Bu "psişik vampirlik" hali, fesat ve dedikodu üreten kişilerin çevresindeki insanları nasıl etkilediğiyle de doğrudan ilgilidir. Üstad Ergün Arıkdal’ın Pozitif Yaşam adlı eserinde değindiği gibi, egoları şişkin, uyumsuz ve sürekli başkalarının açığını arayan insanlar çevrelerindeki bütün enerjiyi hırsız gibi çalarlar. Bu kişiler, başkalarının arkasından konuşarak, olayları çarpıtarak kendi içlerindeki tatminsizliği doyurmaya çalışan psişik vampirlerdir. Yanlarından ayrıldığınızda kendinizi bitkin, yorgun ve enerjiniz çekilmiş hissedersiniz. Çünkü onların ürettiği fesatlık titreşimleri, sizin yaşam enerjinizi sömürmüş ve kendi düşük titreşimli dünyalarına sizi de çekmeye çalışmıştır.

Tasavvufta Fitne ve Fesat: En Şerefli Gücün Yozlaşması

Tasavvuf felsefesi ve İslam mistisizmi de bu konuya son derece derin bir perspektiften yaklaşır. Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabi’nin Tefsir-i Kebir Te’vilat adlı muazzam eserinde, yeryüzünde fesat çıkarmanın, aslında karanlık ve geçici olan fani dünya uğruna, içimizdeki baki ve nurani cevheri ziyan etmek anlamına geldiği vurgulanır. İbn Arabi, dedikodu, iftira ve kin gibi eylemlerin neden basit bedensel günahlardan çok daha ağır sonuçları olduğunu muazzam bir mantıkla açıklar: İnsan doğasında şehvet, gazap (öfke) ve akıl (kuvve-i natıka) güçleri vardır. Şehvet veya öfke kaynaklı hatalar, insanı hayvanlık seviyesine çekerken; dedikodu, iftira, yalan ve fesatlık gibi eylemler insanın en yüce ve en şerefli gücü olan "akıl ve konuşma" (nutuk) melekesinden kaynaklanır. Bu nedenle, en şerefli gücün yozlaşmasıyla ortaya çıkan iftira ve fitne, insanı salt bir hayvandan çok daha aşağıya, "şeytani" bir seviyeye sürükler. Kıskanç ve hasetçi kişinin nefsi, başkalarının nurlanmasını kıskanır ve kulak hırsızlığı yaparak kalbin nurunu çalmaya, onu perdelemeye çalışır. Bu yüzdendir ki dedikodu ve fitne, ruhun üzerine zift gibi yapışan, onu İlahi huzurdan ve nurlardan mahrum bırakan en kalın perdelerden biridir.

İlliyet Prensibi ve Spatyom’daki Karşılığı

Tüm bu anlatılanların ölüm ötesi yaşamdaki (Spatyomdaki) karşılığı ise çok daha sarsıcıdır. Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın Mukadderat ve İcabat adlı eserinde detaylarıyla anlattığı "İlliyet Prensibi"ne (Sebep-Sonuç Yasası / Karma) göre, evrende hiçbir eylem, hiçbir söz ve hiçbir düşünce kaybolmaz. Evrendeki ilahi idare mekanizması, her nedeni bir sonuca, her sonucu bir nedene bağlamıştır. Dedikodu yaparak, fitne çıkararak bir başkasının hayatını karartan, ona haksız yere ıstırap çektiren bir varlık, kozmik yasalara göre yarattığı bu negatif enerjinin karşılığını bizzat yaşamak zorundadır. Bu ebedi bir cezalandırma değil, ruhun kendi ürettiği karanlığı fark edip ondan arınması için geçmesi gereken zorunlu bir tekâmül virajıdır. Bu noktada, kaderimizi şekillendiren özgürlük ve sorumluluk dengesini hatırlamak, attığımız her enerjetik adımın bilincinde olmamızı sağlar.

Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın Ruhlar Arasında adlı kitabında yer alan celse kayıtları, bu tür ruhların fiziksel bedenlerini terk ettikten sonra spatyomda (öte âlemde) nasıl bir duruma düştüklerini gözler önüne serer. Dünyada iken insanları birbirine düşüren, dedikodu ve kibirle beslenen, başkaları üzerinde tahakküm kurmaktan haz alan varlıklar, öldükten sonra spatyomda "teşevvüş" (büyük bir şaşkınlık, bulanıklık ve kargaşa) hali içine girerler. Bu ruhlar, fiziksel bedenleri olmamasına rağmen, dünyadayken yarattıkları kin, nefret, fesatlık ve yalanlardan oluşan karanlık bir zihinsel hapishanenin içine hapsolurlar. Hala etraflarında onlara inanacak, dedikodularını dinleyecek safdiller ararlar; ancak öte âlemde her şey şeffaf olduğu için bu arzularını tatmin edemezler. Çektikleri azap ve ıstırap o kadar büyüktür ki, bu durum kendi yarattıkları cehennemin ta kendisidir. Kendi ürettikleri fesatlık illüzyonlarından kurtulamayan bu ruhlar, içlerindeki sevgisizliğin ve kibrin ağırlığıyla adeta boğulurlar ve ancak kendi yanlışlarını idrak edip vicdanlarıyla yüzleştiklerinde bu karanlık teşevvüş halinden yavaş yavaş çıkmaya başlarlar.

Arınmanın Yolu: Sevgi ve Işık Bilinci

Ünlü ruhsal rehber Silver Birch’ün Öte Alemden Gelen Hikmet adlı derlemesinde de bu konulara net bir şekilde açıklık getirilir. Silver Birch, günahın dogmatik kurallarla veya şekilsel ibadetlerin eksikliğiyle ilgili olmadığını; gerçek günahın insanın kendisine ve başkalarına zarar veren, merhamet ve sevgiden yoksun eylemler olduğunu belirtir. Haset, açgözlülük, dedikodu ve kıskançlık, insanı ilahi olandan koparan en büyük günahlardır. "En büyük günah sahteliktir, için için bildiğiniz bir hakikate ihanettir" diyen Silver Birch, insanların birbirlerine lüzumsuz yere ettikleri zulmün ve fitnenin, bizzat eylemi yapanın kendi içinde ceza tohumunu taşıdığını vurgular. Evrenin şaşmaz ruhsal adalet terazisinde, dedikodu ve fesatlık ile başkasına verilen her zarar, ruhsal muhasebede dengeye getirilmek zorundadır.

Peki, insanlık bu ağır enerjetik yükten, dedikodu ve fitnenin zehrinden kendini nasıl koruyacak ve nasıl arınacaktır? Bu sorunun cevabı, sevgi ve ışık bilincinde gizlidir. Beyaz Kartal (White Eagle) öğretilerini barındıran Işığın ve Karanlığın Melekleri ile Sevgide Ayrılık Yoktur adlı eserlerde belirtildiği üzere, kötü her zaman yıkıcı ve yok edicidir; ancak Işık her zaman yapıcı ve inşa edicidir. Evrendeki her canlı kutsal bir yaşam ateşi ile doludur. Bir insan başkaları hakkında kötü düşündüğünde, onları eleştirdiğinde veya dedikodu yaptığında, kendi varlığındaki ilahi ışığı ve şakralarındaki (enerji merkezlerindeki) akışı tıkamış olur. Zihne üşüşen şüpheler, fesatlıklar ve başkaldırılar, insanın kendi ruhunun aynasına yansıyan can sıkıcı karanlıklardır. Beyaz Kartal, insanlara etraflarındaki her şeyde "Işığı" görmelerini öğütler. Çünkü maddeyi ve insanları karanlık, kusurlu veya kötü olarak düşündüğünüzde, evrendeki karanlığın ve kötülüğün gücünü artırırsınız. Oysa her olaya, her varlığa sevgiyle ve şefkatle yaklaşmak, dedikoduyu ve fitneyi anında etkisiz hale getiren, evrensel kardeşlik ağını ören yegâne yoldur. Bu içsel temizlik, ancak aynadaki yansımayla yüzleşmek ve benlikten arınmak ile derinleşir.

Sonuç olarak; bütün inanışlarda, dinlerde ve ruhçu felsefede dedikodu, fitne ve fesatlık asla basite alınmaması gereken eylemlerdir. Bunlar yalnızca ahlaki birer zafiyet değil; insanın ilahi kökenine ihanet ettiği, yaratıcı gücünü (düşüncesini) yıkım için kullandığı, çevresine siyah ve zehirli bir aura (enerji) yaydığı radikal bir frekans düşüşüdür. Ruhçuluk bize, başkalarının arkasından kurulan her tuzağın, söylenen her kötü sözün, aslında kendi ruhumuza giydirdiğimiz ateşten bir gömlek olduğunu öğretir. İnsanın dünyadaki yegâne amacı şuurunu uyandırmak, içindeki vicdan sesini duymak ve evrensel bir sevgiye ulaşmaktır. Bu hedefe ulaşmak ise ancak dilimizi ve zihnimizi fitne ve fesattan arındırarak, her varlıkta Yaratıcı’nın ışığını görmeye çalışmakla mümkün olacaktır.

Sık Sorulan Sorular

Dedikodu yapmak gerçekten bir "günah" mıdır?

Ruhçu ve metapsişik bakış açısına göre dedikodu, dogmatik anlamda bir "günah" olmanın çok ötesindedir. İnsanın en şerefli gücü olan söz ve düşünceyi yıkım için kullanması; evrene zehirli bir enerji salması ve İlliyet Prensibi gereği bu enerjinin karşılığını bizzat yaşamak zorunda kalmasıdır. Yani dedikodu, kişinin kendi ruhsal tekâmülünü baltalayan enerjetik bir borçtur.

Dedikodu ve fitne enerjisinden nasıl korunabilirim?

En güçlü koruma, titreşimi yükseltmektir. Dedikoduya katılmamak, kişiler ve olaylar hakkında "Işığı" görmeye çalışmak, sevgi ve şefkatle yaklaşmak fitne enerjisini etkisiz hale getirir. Yanınızda enerjinizi çeken "psişik vampirlerle" sınır koymak ve içsel sükûneti korumak da ruhsal alanınızı temiz tutar.

Hakkımda dedikodu yapılıyorsa ne yapmalıyım?

Kozmik adalet terazisi şaşmaz: haksız yere üretilen her fitne, ceza tohumunu bizzat üretenin içinde taşır. Kişinin enerjetik olarak yapması gereken, savunmaya ya da karşı dedikoduya geçerek aynı düşük titreşime inmek değil; kendi iç huzurunu ve sevgi frekansını korumaktır. Affediş ve sükût, bu karanlık enerjiyi yansıtmadan eritmenin en yüksek yoludur.

Kaynakça:

  • Arıkdal, Üstad Ergün. Kendini Bilmek. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • Arıkdal, Üstad Ergün. Pozitif Yaşam. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • Cannon, Dolores. Ölümün Ötesi. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • İbn Arabi, Muhyiddin. Tefsir-i Kebir Te’vilat. Kitsan Yayınları.
  • Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar.
  • Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. Mukadderat ve İcabat. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • Ruhselman, Üstad Dr. Bedri. Ruhlar Arasında. İstanbul: Gayret Kitabevi / Ruh ve Madde Yayınları.
  • Silver Birch. Öte Alemden Gelen Hikmet. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • White Eagle (Beyaz Kartal). Işığın ve Karanlığın Melekleri. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
  • White Eagle (Beyaz Kartal). Sevgide Ayrılık Yoktur. İstanbul: Ruh ve Madde Yayınları.
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler