¿Llega la Verdad desde Afuera? Respuestas de 6 Enseñanzas Antiguas

Advaita Vedanta felsefesi üzerine paylaşımlar yapan bir grupta tam da böyle bir söze rastladım:

“Bileğinize taktığınız boncuklar, boynunuzdaki kolyeler, üzerinizde taşıdığınız semboller… Hiçbiri sizi daha spiritüel yapmaz. Hiçbiri sizi Hakikat’e bir adım daha yaklaştırmaz. Çünkü Hakikat, dışarıdan kuşanabileceğiniz bir kimlik değildir. Daha fazla içe dönün. Daha az gösterin. Ve durmadan hakkında konuştuğunuz o ‘ben’ fikrini sorgulayın: ‘Ben kimim?'”

Bu sözler, günümüz dünyasında mantar gibi türeyen, estetik görsellerle süslenmiş ve adeta yeni bir tüketim nesnesine dönüşmüş olan “popüler spiritüalizm” anlayışına indirilmiş çok samimi ve sarsıcı bir darbedir. Sabah kahvesini içerken boynundaki yakut ya da ametist taşlı kolyeyi düzeltip, sosyal medyada “Aydınlanma yolundayım” etiketiyle fotoğraf paylaşan; fakat hemen ardından trafikte korna çalan birine öfkeyle bağıran, evinde ailesine ya da iş yerinde çalışma arkadaşlarına karşı kibir besleyen modern insanın çelişkisini bundan daha berrak ne anlatabilir?

Peki, gerçekten nedir bu arayış? Dışsal semboller, ritüeller, özel kıyafetler veya boynumuza astığımız kolyeler bizi özümüzle buluşturmaya yeter mi, yoksa onlar da zihnimizin kendisini güvende hissetmek için inşa ettiği yeni birer “sahte elbise” midir?


Sembollerin Büyüsü

İnsanoğlu, fiziksel âlemde var olduğu günden bu yana görünmeyeni görünür kılmak, soyut olanı somutlaştırmak için sembollere sığınmıştır. Ama zamanla araç ile amaç birbirine karışmış, sembolün taşıdığı mana unutularak sembolün kendisi bir tapınma objesine, bir kimlik aksesuarına dönüştürülmüştür.

Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın metafizik görüşlerini inceleyen araştırmalarda ve Medyomluk eserinde vurgulandığı üzere, üç boyutlu maddesel realitenin icapları içinde yaşamak zorunda olan insan zihni, manaları kavrayabilmek için kaba maddesel imgelere ve sembollere muhtaçtır. Oysa hakikatte bütün madde âlemi, yalnızca manaları taşıyan birer geçici imgeden, birer sembolden ibarettir; manalar ruhtan ve özden gelir, imgeler ve şekiller ise maddenin malıdır. İnsan bu kaba maddesel vasat içinde yaşarken, ruhtan kopan derin manalarla onları taşıyan dışsal imgeleri birbirine karıştırır, ikisini aynı şey sanır.[1, 2]

Günlük yaşamımızdan basit bir örnek verelim: Bir sahaf dükkânından hevesle aldığınız, üzerinde kadim bir yaşam çiçeği sembolü olan gümüş kolyeyi boynunuza taktığınız o ilk anı düşünün. O anda kendinizi daha sakin, daha “özel”, dünyevi dertlerin üzerine tırmanmış bir “bilge” gibi hissedebilirsiniz. Fakat bu his nereden kaynaklanır? Kolyenin gümüş moleküllerinden mi, yoksa zihninizin o kolyeye yüklediği ve kendinizi tanımlamak için kullandığı “Ben artık spiritüel bir insanım” imajından mı?

Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü ve Şimdinin Gücü adlı yapıtlarında egonun en temel mekanizmasının “kimlik tanımlama” olduğunu belirtir; ego, varlığın derinliğini hissetmek yerine kendisini dışsal nesnelerle, mal mülkle, unvanlarla veya rozetlerle özdeşleştirerek hayatta kalmaya çalışır. Nesnelere bir benlik duygusu bağladığımızda, onların geçici sağlamlığını kendi benliğimize mal ettiğimizi sanırız. Biri arabasıyla ya da markalı kıyafetiyle egosunu beslerken, bir başkası mala boncuklarıyla, aura taşlarıyla ve otantik elbiseleriyle egosunu besler. Özde değişen hiçbir şey yoktur; içerik değişmiş, ama egonun dışsal unsurlarla var olma biçimi aynı kalmıştır.[3, 4]


Egonun Yeni Elbisesi

Ruhsal gelişim yoluna girdiğini iddia eden bireyin karşılaştığı en sinsi tehlike “spiritüel ego“dur. İnsan dünyevi hırslarını, para ve makam tutkusunu bıraktığını sanırken, farkında olmadan “en mütevazı”, “en farkındalıklı”, “en yüksek frekanslı” olma yarışına girebilir.

Üstad Ergün Arıkdal, Kendini Bilmek serisinde insanın kendisini aldatma yeteneğine ve sahte benliklerine dikkat çeker. Arıkdal’a göre insan, egosunu güçlendirmek adına kendisine yalan söyler ve kendi gözünü kendi perdeler; kendimizi aldatarak egomuzu tatmin ettiğimizde, kendimizi “mükemmel, yüksek, üstün bir insan” zannederiz. Oysa hakiki ruhsal yolculuk yapaylıktan, samimiyetsizlikten ve gösterişli davranmaktan uzak durarak, poz takınmadan olduğu gibi görünmeyi gerektirir — sükûnet ve tevazu içinde. Bilgi güneşi doğduğunda, insanın kendi zihninde ürettiği bütün o sahte benlikler ıstırapla erimeye mahkûmdur.[5]

Gurdjieff ve Ouspensky öğretisini aktaran Dr. Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar adlı eserinde insanın içinde barındırdığı bu yapay yapıya “Sahte Kişilik” ve “İmajinatif Ben” adını verir. Sahte Kişilik, insanın dış dünyadan, toplumdan, modadan ve başkalarının övgülerinden devraldığı yapay bir maskedir; bu sahte yapı bazen “Ne kadar başarılı bir iş insanıyım” şarkısını söylerken, bazen de “Ne kadar derin, ne kadar ulu ve hoşgörülü bir ruhum” şarkısını söyler. Ama her iki şarkı da aynı yapay kaynaktan çıkar.[6]

Gerçek hayatta bunun örneğini sıkça görürüz: Senelerce yoga ve meditasyon kamplarına katılan, her fırsatta evrensel sevgiden ve hoşgörüden bahseden bir kişinin, kendi görüşüne uymayan basit bir eleştiri karşısında nasıl bir anda öfkeyle köpürdüğünü ya da karşısındakini “düşük frekanslı” diyerek aşağıladığını gözlemleyebilirsiniz. İşte o anda konuşan şey hakikat değil, incinmiş spiritüel egodur. Çünkü o kişi, dışarıdan kuşandığı ruhsal kimliği, o paltoyu savunmak zorundadır.


Hakikatin Yurdu

Peki, dışsal biçimler ve aksesuarlar bizi hakikate ulaştırmıyorsa, hakikat nerededir, ruhsal evrim nasıl gerçekleşir?

Üstad Dr. Bedri Ruhselman’ın İlahî Nizam ve Kâinat‘ta belirttiği üzere, insan varlığının bu dünyada yaşadığı bütün realiteler, sevinçler, ıstıraplar ve deneyimler, kaba dünya maddesinin ötesinde bulunan “öz varlık”ta derin, ince ve yüksek değerler halinde birikerek “öz bilgiyi” ve “öz idraki” oluşturur. Ruhların tekâmülüne hizmet eden hakiki değerler, dıştaki şekilsel tezahürler değil, öz varlıkta biçimlenen bu derin idrak dönüşümleridir. Evrensel düzende geçerli olan akçe, boynumuza astığımız semboller veya dışarıya sergilediğimiz imajlar değil; vicdanımızda, kalbimizde ve öz varlığımızda sessizce biriken hakiki tecrübe ve idraktir.[7]

Bu anlayış, doğu ve batı mistisizminin en derin pınarlarıyla tam bir ahenk içindedir. İslam tasavvufunun Melamilik neşvesinde ve Muhammed Nûru’l-Arabî’nin öğretilerinde, kişinin kendi manevi halini dışarıya sergilemesi, gösterişe dönüştürmesi büyük bir gaflet kabul edilir. Melamiler, manevi hallerini halktan saklamaya özen gösterir; çarşıda, pazarda, sokakta herkes gibi sıradan bir insan olarak yaşar, kendilerine hiçbir özel paye ya da ruhsal ayrıcalık biçmezler. Dışlarını görünür amellerin sadeliğiyle, içlerini ise Hak ile tutarlar.[8]

Büyük mutasavvıf İbn Arabî, Lübb’ül-Lübb ve Fususu’l-Hikem‘de, Hakikat’in insan dışından getirip üzerine giyeceği bir elbise olmadığını vurgular. Ona göre insanın varlık zannettiği dünyevi ve zihinsel kuruntular birer hayalden ibarettir; insan kendi özündeki ilahi hakikati keşfetmek istiyorsa, dışarıdan yeni şeyler edinmeye değil, benlik iddialarından, kibirden ve cehaletten sıyrılmaya muhtaçtır. “Nefsini bilen Rabbini bilir” kelam-ı kibarı da tam olarak buna işaret eder: insan dışarıdaki nesneleri toplayarak değil, kendi içsel cehaletini ve sahte benlik yanılsamasını yok ederek özüne ulaşır.[9]


“Ben” Fikri

İnstagram paylaşımındaki metnin en alıcı noktası son cümlelerindeydi: “Ve durmadan hakkında konuştuğunuz o ‘ben’ fikrini sorgulayın: ‘Ben kimim?'”

Günlük hayatımızda sabahtan akşama kadar kaç defa “ben” deriz? “Ben çok yoruldum”, “Ben bu yemeği sevmem”, “Ben çok sabırlıyım”, “Ben spiritüel bir yolcuyum”… Peki, her an değişen bu cümlelerin arkasındaki o “Ben” gerçekte tek ve daimi bir varlık mıdır?

Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar‘da, insanlara “Ben neyim?” ya da “Ben kimim?” sorusu sorulduğunda çoğunluğun kafasının karıştığını söyler; çünkü insan, bütün hayatını kendisinin sabit, değişmez ve çok değerli bir “şey” olduğunu garanti kabul ederek geçirir. Oysa bu kabul elendiğinde, o boyalı görünüşün altında büyük bir içsel boşluk ve sürüklenen otomatlar zinciri yatar. Ouspensky ve Dr. Nicoll da insanın tek bir “Ben”e sahip olmadığını, acıkan, öfkelenen, gururlanan, merhamet eden yüzlerce farklı ve çelişkili küçük “ben”in kölesi olduğunu söylerler.[10, 6]

Gözlerinizi kapatıp bir an için kendinizi dinleyin. İş unvanınızı bir kenara bırakın. Yaşınızı, cinsiyetinizi, aile geçmişinizi çıkarın. En sevdiğiniz kıyafetleri, bileğinize taktığınız taşları, zihninizdeki dini ve spiritüel fikirleri, geçmiş anılarınızı ve geleceğe dair hayallerinizi tek tek soyunun. Geride ne kalır?

Geride kalan şey, hiçbir sözel tanıma sığmayan, sessiz, çabasız ve biçimsiz bir farkındalık ışığıdır. Tolle’un ifadesiyle, düşüncelerin, duyguların, rollerin ve beden biçiminin gelip gittiği o derin “Varlık” boyutudur. Carl Gustav Jung’un Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı‘nda “Kendilik” olarak tanımladığı bu içsel merkez, dar egonun sınırlarını aşan, insanın evrensel bütünlükle birleştiği, belki de hakikatin kendisiyle buluştuğumuz o tanrısal öz noktasıdır.[4, 11]


Bileğe takılan bir mala boncuğu, boyna asılan bir kristal ya da göğse takılan bir sembol kötü ya da zararlı mıdır? Elbette hayır. Estetik bir obje ya da kişisel bir hatırlatıcı olarak taşımanızda hiçbir sakınca yoktur. Sorun, o taşa ya da kolyeye ruhsal bir erdem yükleyip onu takınca kendimizi daha üstün, daha erdemli ya da Hakikat’e ermiş zannettiğimizde başlar.

Silver Birch celselerinde aktarılan hikmetli sözlerde belirtildiği gibi, ruhun en zengin ve yüce ifadesi şık kıyafetlerde ya da gösterişli takılarda değil; doğuştan beraberimizde getirdiğimiz ilahi sevgide, şefkatte ve başkalarına karşılıksız hizmet etme iradesinde bulunur. En büyük ibadet ve en yüksek spiritüellik, muhtaç bir ruha merhem olmak, bir kalbi kırmamak, samimiyetle ve alçakgönüllülükle yaşamaktır.[12]

O halde belki de yapmamız gereken şey basit: daha az gösterip daha çok hissetmek. Dışsal vitrinlerimizi süslemek yerine içsel evimizin temizliğiyle ilgilenmek. Zihnimizin sürekli ürettiği sahte “ben” rolleriyle özdeşleşmekten vazgeçip, sessizliğin içindeki o kadim soruya kulak vermek: “Ben kimim?”

Çünkü Hakikat, pazardan satın alınabilecek bir takı ya da dışarıdan giyilebilecek bir elbise değildir. Hakikat, bütün yapay elbiseler çıkarıldığında soyunduğumuz öz varlığımızın ta kendisidir.


Notas ve Atıf Gösterimleri

  • [1] Mehmet Hayri Cumhur Kestel, Bedri Ruhselman ve Metafizik Görüşleri (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, danışman Prof. Dr. Recep Alpyağıl, 2019), s. 44-45 (özellikle s. 45: “Hakikatte, bütün madde âlemi ancak manaları taşıyan birer imgedir, birer sembüldür… Manalar ruhun, imgeler de maddenin malıdır.” — 30 Ağustos tez metninden doğrulandı).
  • [2] Dr. Bedri Ruhselman, Medyomluk, İzmir Bilgi Matbaası, 1952, İzmir. Maddesel imge (resim/şekil) ile ruhsal mana arasındaki temel farklar ve imajların geçiciliği.
  • [3] Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü (A New Earth), Koridor Yayıncılık, s. 25-48. Egonun nesnelerle, unvanlarla ve zihinsel pozisyonlarla özdeşleşme dinamikleri ve sahte benlik yapısı.
  • [4] Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü (The Power of Now), Akaşa Yayınları, s. 126-130. Zihinle özdeşleşme, içsel beden ve gerçek Varlık farkındalığı.
  • [5] Ergün Arıkdal, Kendini Bilmek – 2, Ruhsal Araştırmalar Enstitüsü Yayınları, s. 184-186. İnsanın kendisini aldatması, egosal kendinden memnuniyet ve sahte benliklerin eritilmesi.
  • [6] P. D. Ouspensky & Dr. Maurice Nicoll, Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar (Cilt 1-5), RuhMadde Yayınları. Sahte Kişilik (False Personality), İmajinatif Ben ve çoklu “ben”ler öğretisi.
  • [7] Üstad Dr. Bedri Ruhselman, İlahi Nizam ve Kainat, MTİAD Yayınları, 2013, s. 59-62 ve 237. Realitelerin öz varlıktaki oluşma tarzı, öz bilgi, öz idrak ve tekamül değerleri.
  • [8] Muhammed Nûru’l-Arabî, el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd (1862, Üsküp’te yazılmış şerh; Muhammedî Nurlar / Nûru’l-Arabî Külliyatı, 8. Cilt içinde, Haz. Betül Gürer, Burak Anılır, H Yayınları, 2020). Melamilik neşvesi, manevi halleri gizleme ve gösterişten uzak durma ilkesi.
  • [9] Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Lübb’ül – Lübb (Özün Özü) & Fususul-Hikem, Özün özüne ulaşma, fena-i cehil ve “Nefsini bilen Rabbini bilir” hakikati.
  • [10] G. I. Gurdjieff, Gerçek Dünyadan Manzaralar, Ruh ve Madde Yayınları, s. 61-69. “Ben neyim / Ben kimim?” sorusunun insan zihnindeki karşılığı ve otomatizm.
  • [11] Carl Gustav Jung, Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı, Metis Yayınları. Ego ile Kendilik (Self) arasındaki ilişki ve bütünleşme.
  • [12] Silver Birch, Öte Alemden Gelen Hikmet, Ruh ve Madde Yayınları, s. 35-42. Hizmet, gerçek ibadet, dışsal süslerin ötesinde ruhsal gücün sevgiyle ifadesi.

Kaynakça

  • Arıkdal, Ergün. Kendini Bilmek (Özgürlüğün Anahtarı). Enstitü Yayınları, 2. Basım 2023, İstanbul.
  • Gurdjieff, G. I. Gerçek Dünyadan Manzaralar. Çev. Faruk Gültekin (İngilizceden). Ruh ve Madde Yayıncılık ve Sağlık Hizmetleri A.Ş., [yıl teyit edilmeli], İstanbul.
  • İbn Arabî, Muhyiddin. Lübb’ül-Lübb (Özün Özü). Çev. İsmail Hakkı Bursevi, Sad. Abdülkâdir Akçiçek. Bahar Yayınları (Tasavvuf Klasikleri: 6), 5. Basım, Mart 2000, İstanbul.
  • İbn Arabî, Muhyiddin. Fususu’l-Hikem. Çev. Nuri Gencosman. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları (Şark-İslam Klasikleri), 1992, İstanbul.
  • Jung, Carl Gustav. Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı. Pinhan Yayıncılık, 1. Basım 2024, İstanbul.
  • Nicoll, Maurice. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar (Cilt 1-5). Ruh ve Madde Yayıncılık ve Sağlık Hizmetleri A.Ş., Ekim 2008, İstanbul.
  • Nûru’l-Arabî, Muhammed. el-Envâru’l-Muhammediyye fî Şerhi Risâleti’l-Vücûd (1862, Üsküp’te yazılmış şerh; Muhammedî Nurlar / Nûru’l-Arabî Külliyatı, 8. Cilt içinde). Haz. Betül Gürer, Burak Anılır. H Yayınları, 2020, İstanbul.
  • Kestel, Mehmet Hayri Cumhur. Bedri Ruhselman ve Metafizik Görüşleri (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019, İstanbul.
  • Ruhselman, Bedri. İlahî Nizam ve Kâinat. MTİAD Yayınları, 2013, İstanbul.
  • Ruhselman, Bedri. Medyomluk. İzmir Bilgi Matbaası, 1952, İzmir.
  • Silver Birch. Öte Âlemden Gelen Hikmet (Çev. Jâle Gizer Gürsoy). Sıralar Matbaası, 1982.
  • Tolle, Eckhart. Şimdinin Gücü (Çev. Semra Ayanbaşı). Akaşa Yayınları, 8. Basım 2009, İstanbul.
  • Tolle, Eckhart. Varolmanın Gücü (Çev. Selim Yeniçeri). Koridor Yayıncılık, 1. Baskı 2006, İstanbul.

Subscribe
Notify of
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted